DEVRENT--- Taih Olacak Tarihi DuvarYeni sayfanın başlığı
     iletişim
     Gezlevi'de Kullanılan Farklı Kelimeler
     Gezlevi Tarihi ve Coğrafyası
     Mevlüt Yanar Şiirleri
     Oğuzname ve Gezlevi'de Bu gün Kullanılan Atasözleri
     Sağlık-Beslenme Sayfası
     M Yanar Hikayeleri
     Aşık Ömer
     Büyük Şairlerden
     Molla Mustafa,Sadrettin Kütükçü,Helim Mehmet,S.Kılınçer
     Nüfus
     iki İdam İki Şehit
     Gezlevi İçin Gerekli
     Bağcılık
     Laiklikle İlgili Düşünceler
     SEÇİM-MAHALLİ İDARELER
     Mantarlar
     KİRAZ HAK: HERŞEY
     Aladağ-Yerköprü
     Toktamış ATEŞ
     sosyal devlet
     Nürnberg'i Hatırladım
     coğrafya soruları
     Gezlevi'de Eski Ramazanlar
     fakılar-holuslar
     Denizden Yaylalara
     KOP ve Karayolu Yatırımlarında Durum
     M.Kemal Kronolojisi
     Kürt Meselesine Newsweek Yaklaşımı
     Zorunlu Askerlik
     Kahramanlar-Kitap
     M. Kemal, Milli Mücadele’ye niye daha geç katılıyor?
     Anasayfa Aktarmaları
     Almanca Cevaplar
     inşaat davaları
     Mahkeme Dilekçe Örnekleri
     Mehmet Acar-Yatırımlar
     Kınalıade Ali
     HZ İSA nın Vefatı
     Kamulaştırma Kanunu
     KURU KİRAZ
     yörük
     Yörük 2
     yörük 3
     yörük 4
     Yörük İskanı
     gezlevi tarihine ilave
     Hadim Meteorolojik Verileri
     19 Mayıs ABD Askeri
     Ermeni katliamı
     Milletvekili Maaş Kıyaslaması
     bel kayması
     Saanen Keçileri
     Irbık Ülüğü hikaye
     Anasayfa Aktarması mart 2012
     anasayfa Aktarma mart 2012
     astım
     M. Kemalin 24 Nisan Meclis açış konuşması
     Aydınlı Aşireti Özelliklerinden
     SULAMA PROJESİ
     Thresi-Yasemin
     sarıçavuş
     Kalorifer
     Eğri Göl-Hasan SayındanYeni sayfanın başlığı
     Molla Mustafa
     Vefat Şiirleri
     Orhan Deresi
     19 0cak anasayfa aktarması 2015
     ilgili siteler
     Her Yönüyle Korualan---Bilal Erdek
     Anasayfa aktarmaları haziran 2016
     Dilekçe örneği
     vazgeçme
     temmuz 2016 anasayfası
     FRANSIZCA..ÇALIŞMALARIM
     Rusça Çalışmaları...Ya izuçayu russki yazık
     Bozkır Barajı...Gökdere
     İnsani Gelişme Endeksine ...ülkeler
     Gezlevi'li Ali Efe.... Yüzbaşılardan
     5.6.2017 Anasayfa akatarması
     Anket Yapalım
     Link listesi
     Sayaç
     bebrikya
     mustafa özlem
     ıinsani gelişme basamakları

Kaynak gösterilmeden siteden alıntı yapılamaz.


KULYANAR - yörük 3


nlar, Kıbrıs, Suriye (l.Dünya Savaşı çıktığında "Şam ve Halep düşman işgaline uğramazmış, velilerce korunuyormuş” söylentisine inanan bazı Yörükler ve obaları Suriye’ye göçmüşlerdir.) İran ve Orta Asya’da yaklaşık 5 milyon civarında Yörük-Karluk-Onok-Türkeş-Halaç olduğu sanılmaktadır. Balkanlar ve Anadolu’ya Yörük göçünden sonra Asya’da çok az Yörük kaldı. Bunlar sayıca çok az olduklarından ya Kırgız, Kazak, Özbek, Türkmen ve Uygurlar gibi Türk boylarıyla karışmış ya da bu bölgede azınlık olarak bulunan Altay (60 bin), Dolgan (3 bin), Tuva (207 bin), Şor (17 bin), Hakas (82 bin) Türk boylarından birisiyle aynı koldan olabilir. Bu husus bu Türk boylarının yüz simaları ile şu an  konuştukları lehçe, şive, ağız, ses tonları bazı özel kullandıkları kelimelere; (dıkız, yuka, keşik, dolaz, yoğanta, hayta, soyka, zövelmek, çomac, ihicik, meh, cice, karaböcü, canavar, kuytu, bük, koyak, köşşek, keven, cula, yağır, enik, tat, oğlak, cebiç, seyis, davar, erkeç, öveç, şişek, toklu, koç) ve yaşantılarına bakılarak kolayca anlaşılabilir.
d)  Yörüklerin İnanç ve Adetleri: (bkz. 61, 98, 116)  
Yörükler Müslüman olup, İslam dininin Sünni kolundandır. Tamamı; kendileri gibi Türk olan İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ameli (ibadet, iş) ve İmam-ı Maturidi’nin itikadı (inanç) mezhebini benimsemişlerdir. Her obanın kendi içlerinden okuyan veya ücretli bir hocası olmuş; obaya cuma, hatta vakit namazları kıldırmış, tüm kız ve erkek çocuklara (6) yaşından itibaren imanın, İslam’ın şartını, 32 farzı, gusül yapmayı, namaz kılmayı, orucun, zekatın gerek ve önemini, büyük günahları, namaz dualarını öğretmişlerdir. Biraz daha akıllı ve istekli olanlar Kuran okumasını da öğrenmişlerdir. Kızlar 8-12, erkekler 12-20 yaşından  sonra namaz kılmaya, oruç tutmaya başlarlar. Evli kadınlardan namaz  kılıp, oruç tutmayan yok gibidir. Kurbanı da erkek maddi durumu iyi olmasa bile kadının nikahına düşer diye  genelde eşi adına keser. Erkeklerden de evlendikten sonra oruç tutup namaz kılmayan çok azdır. Namaz kılıp, oruç tutmayanlar dışlanır. Osmanlı ve Cumhuriyetin ilk döneminde deve veya gemiyle hacca gitmişler. Şimdi de çoğunluğu 50-60 yaşlarında iken karı-koca Mekke ve Medine’ye gidip hacı  olurlar. İçki içen,kumar oynayan çok azdır.
Yörükler az yemek yiyip, bol yürüdüklerinden şişman ve göbekli değillerdir. Genellikle kumraldırlar. Esmer ve sarışınları da (Sarıkeçililer gibi) vardır. İşlerin çoğunu  genelde kadınlar yapar. Çobanlık ise erkeklerin görevidir. Yörük kadınları koyunu, keçiyi kesip, yüzebilir. Silah kullanabilir, eşeğe, deveye binebilirler. Yörüklerde evlenme 18 yaşları civarında yapılır. Genelde yabancıdan kız alıp-vermezler. Yakın akraba evliliği dinen mekruh ve tıbben sakıncalı  olmasına ve uygulamada az da olsa özürlü doğumlular (genetik hastalıkların etkisinin artması nedeniyle) görülmesine rağmen yapılmaktadır. Yörüklerin en büyük hobileri kara avcılığıdır (tavşan, keklik, turaç, urkekliği, geyik, dağ keçisi, dağ koyunu avı gibi).  Balık avı genelde bilinmez ve yapılmaz. Erkeklerin  çoğunluğu ava ve silaha meraklıdır. Kadınlarında altın takı (boğaz altını) merakı vardır. Kadınlar başörtüsü örter,  entari/ şalvar giyerler. Erkekler ise şalvar, pantolon, yelek, gömlek, şapka ve takke giyerler. Müzik aleti çalma (kaval, sipsi, def, kabak kemane, cura), halk oyunu oynama geleneği fazla yoktur. Müzik uğraşı yaygın  değildir (geçim için yapılmaz). Ayrancı (Karaman) ve EreğJi’deki (Konya) 12 yörük köyün de, profesyonel anlamda müzikle uğraşan sadece 3 kişidir. Müziğe ve halk oyunlarına ilgi duyan, önem veren Yörük obaları; Tekeli, Sarıkeçeli, Karatekeli gibi... Müzisyen Yörükler: Çalgıcı Bahri, Çalgıcı Abdurrahman, Ali Hoca...
 
YÖRÜK İSMİ VE YÖRÜKLERİN KÖKENİ
Nasıl insanlar kendi kendilerine ad ve lakap veremezlerse, Milletleri oluşturan boylarda isimlerini genelde kendileri verip belirleyemez,
Boyları oluşturan oymak ve oba adlarının oluşması:
a) Boyun bulunduğu veya yeni geldiği yöredeki esas etkili grubun onların farklılığını belirtmek , tanımlamak için bir ad vermesi.
Örnek:
l-    Balkanlarda Peçeneklere; Slavlar "Boşnak " (Slavca mühürdar anlamında) demiştir.
2-    Balkanlarda Kumanlara; Slavlar "Pomak" (Slavca yardımcı anlamında) demiştir.
              3-     Balkanlarda Uzlara; Slavlar "Gagauz" demiştir.
              4-  Orta Asya’da Müslüman Oğuzlardan bazı topluluklara, Arap veya Farslar; Terakime, Etrak, Türkman –Türkmen demişlerdir, Örneğin; Çavdır, Salur, Yemut, Ersarı, Göklen, Teke, Sarık gibi Oğuz Boyları.
              5-    Batı Sibirya’da Kıpçak Türklerinin bir boyuna Ruslar "Tatar", İngilizler ise “Tartar” adını vermişlerdir.
              6-  Milattan önceki yıllarda Türklere; Farslar “Saka”, Yunanlılar İskit (Skyth), Araplar ise Etrak ve Makedonlar da Balkanlara inen bir koluna belki Trak, demişlerdir. İ.Ö.8 - 2. yy. Kuzey İtalya’da yaşayan gelen bir halka Etrüsk denilmiş;
              7-  Diğer Türk boyları, simdi Kazak Türk boyunu oluşturan gruba "Başına buyruk., sert, karısından korkmayan anlamında" Kazak adını vermiş, bu ad zamanla bir boy adına dönüşmüştür.
b) Boyun devlet kuran kişinin adını alması .
Örnek:
l- Altınordu Devletinin yıkılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Karluk beyi Özbek Hanın (1313-İ34O) Kurduğu Özbek Hanlığı adı, zamanla boy ve halk adına dönüşmüştür. Günümüzde de bu devletin adı Özbekistan Cumhuriyeti’dir.
2- Oğuzların Kınık boyundan Selçuk Bey’in kurduğu Selçuklu Devleti (1037-1157) .
3- Oğuzların Kayı boyundan Osman Bey’in kurduğu Osmanlı Devleti (1299-1918) .
4- 1260-1517 yılları arasında Anadoluda kurulan ve bir süre egemenliklerini sürdüren kırk civarındaki Türk Beylik isimleri; ya kurucusunun ya da oba ve oymağının adını taşımaktadır. Tekelioğulları, Aydınoğulları, Karamanoğulları, Dulkadiroğlu, Hamidoğulları, Menteşeoğulları Beylikleri veya Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri gibi .
YÖRÜK (YÜRÜK) ADI ALINMASI:
Yörük adı; Yörüklerin kendi kendilerine verdiği veya isteyerek aldığı bir isim,sıfat değildir. Öyle olsaydı Yörükler her yerde isimlerini söylerlerdi. Oysa çoğunluğu Yörük olduklarını ya gizliyor, ya da inkar ediyorlar özellikle Mersin, Antalya, Fethiye ve Burdur  yöresi yörükleri .
Orta Asya’da Yörük adı taşıyan boy, topluluk veya yer adı varsa da bilinmiyor, duyulmamış. Osmanlı döneminde bazı Türkmen Oymaklarının Anadolu" dan İran’a veya Orta Asya' ya geri gittikleri biliniyor. Bunlarla beraber bazı Yörük obaları da gitmiş olabilirler. Ancak bilindiği kadarıyla İran ve Orta Asya’da yörük adını kullanan yok. Yörük adı ilk olarak Selçuklu Döneminde ve Anadoluda kullanılmıştır. Selçuklu İskanı sırasında göçebe Türk topluluklarının tümüne birden değil, sadece üçüne Yörük denilmiştir. Örneğin Türkmenler 1071’de göçebe idi. 1934 lere kadar kısmen göçebe olarak yaşantılarını sürdürmelerine ve ayrı coğrafyalarda yaşamalarına rağmen Türkmenistan, İran,Horasan , Kafkasya, Kerkük, Halep, Konya, Afyon, Adana hatta Manisa'da yine Türkmen olarak anılmaya devam etmektedirler. Yörük ismi Anadolu dışında Kıbrıs ve Balkanlar’da da bilinmekte ve kullanılmaktadır. Nedeni de Osmanlı döneminde bazı Yörük obalarının bu bölgeler fethedilince oralara yerleştirilmesidir. Batıya yerleştirilen Türkmen oymağı sayısı çok azdır. Türkmenler genelde set şeklinde orta., doğu ve güneydoğu Anadaluya yerleştirilmişlerdir. Anadoluda Yörük tanımlaması adı altında toplanan boylar; Karluk, Türkeş ve Onok’lardır. Ayrıca Halac’da vardır.
 
YÖRÜK (YÜRÜK) DEYİMİ VE ÖZELLİKLERİ:
l- Halk Arasında Yörük Kelimesinin Kullanımı:
a)Köylerimizde Yörük asıllı olmayan şakacı biri, Yörüğe takılmak için;
''-Yörük! '' diye bağırır, Yörük de genelde buna kızarak;

 

b)Yörük çocuklarını kızdırmak için, o mahallenin Yörük asıllı olmayan çocuklarının tekerlemeleri; "Yörük Yörük yürüdü,  kıllı deriyi sürüdü,"
c) Bir deyim "Yürük at yemini kendi arttırır. ''
d) Müzikte bir usul adı; "aksak Yürük semai"
e) Bir mısra; "Yörükte yaylasında yaylayamadım, ah şu deli gönlümü eyleyemedim."
f) "Ne iş yapıyorsun ?"  "Yörükcülük."
g) Bir şarkıdan alıntı; "Yörük yaylasız olmaz"
h) Bir yazıdan alıntı; "Yayla Türkleri Yörükler"
ı) "Eskiden Yörüktük ama devir değişti, büyük sıkıntı oldu, biz de yürüklüğü bıraktık şimdi seracılık yapıyoruz. Bu köyde Yürüklük yapan iki aile kaldı"
i) "Yörük~yürüye gelen"
j ) "Yörük = Nisan-Eylül aylarında dağlarda çadırda yaylayan, Ekim-Mart ayların da ise Güzle ve sahilde çadırda kışlayan, meşgale olarak koyun, keçi, deve ve eşek besleyen göçebe halk."
k) "Osmanlı vergi memurlarının,, yaylak ve kışlaklara geldiğini haber alınca, çok ağır olan hayvan-otlak vergisini ödememek için o bölgeden kaçan, yürüyüp giden anlamında Yürük denilmiştir,
l) Özellikle Antalya,Burdur, Silifke ve Fethiye'de Yörük asıllı olmayanlar, Yörük kelimesini; "görgüsüz, kaba, basit., cahil, yoksul anlamında ve aşağılamak, dışlamak maksadıyla kullanmaktadırlar.
2-Günümüz Araştırıcılarına Göre Yörük Deyimi , Yorumu;
  Yörük kelimesi "iyi ve çabuk yürüyen, eskiden olageldiği üzere kendilerine tahsisli yerlerde koyun keçi besleyerek, yaşamını sürdüren, çadırda oturan, bir yere sürekli yerleşmeyen göçebe veya konar göçer " halk" anlamında kullanılmıştır. Yine "Evi ve ihtisası olmayan konar-göçer  göçebe taifesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Bu deyim hem Anadolu, hem de Balkanlardaki bazı göçebe Türk topluluklarını tanımlama ve sınıflandırmada kullanılmıştır. Bir araştırmacı Kızılırmak nehrinin doğusuna yerleştirilen göçebe Türk topluluklarına Türkmen, batısına yerleştirilenlere ise Yörük dendiğini ileri sürmektedir. Ancak Çukurova., Konya, Bursa, Afyon, Balıkesir, Aydın, Antalya yörelerindeki Türkmenler ve buralardaki diğer göçebe Türk boyları bu görüşü tartışılır hale getirmektedir. Konya Ereğli ilçesinde, hatta Hacımemiş köyünde Yörük, Avşar ve Türkmen aileler vardır ve üç grup da aynı işleri yapmaktadır. Samsun’daki Yörüklerin varlığını açıklamak zordur. Yazarlar, Yörük kelime, deyim ve kapsamı üzerinde anlaşabilmiş değillerdir. Kimi göçebe hayvancılığı, kimi evi olmayıp çadır hayatı yaşamayı, kimisi bir Türkmen oymağını, kimi de ayrı bir Türk boyunu ifade ediyor demiştir. Arşiv belgeleri de karışık ve çelişkili olduğundan (örneğin konar- göçer bir Tatar topluluğunun bağlı olduğu taife; bir ilimizde Türkmen., bir diğerinde de Yörük olarak gösterilmiş, gerçekte ise Tatarlar apayrı bir Türk boyudur, Türkmen veya Yörüklük ile ilgisi yoktur) bir sonuca varamamışlardır. Araştırıcıların yanılmalarının esas nedeni çoğunluğunun göçebe mensubu olmamalarıdır (en azından çocukluğunu aileleriyle birlikte yaylak ve kışlaklarda geçirmemeleridir.). Yörük, Avşar veya Türkmen olarak göçebe yaşam tecrübesi olsa Yörük, Türkmen, Avşar ayrılığını, farkını bilir. Hele hele Yörükle Tahtacıyı, Türkmenle Kürdü hiç karıştırmaz. İnsanlarla ilgili konularda genelleme yapmak, genelde kişileri yanlış sonuca götürür. Doğuda yaşayanlar Kürt, kuzeydekiler ise Lazdır diyemezsek, Akdeniz’de yaşayanlarda Alevi, Türkmen veya Tahtacı diyemeyiz. Antalya'nın bir ilçesi bile tamamen aynı soy veya boydan değildir. Beş-altı grubun (Girit Göçmeni,Yörük, Türkmen, Tahtacı, Kürt) birlikte yaşadığı köyler vardır.
3- İ.Ö 800 – 500 yıllarında Kafkasya,Balkanlar ve Anadoluya göçeden ve yerli halklarca İİRK,İYÜRK olarak adlarılan geçebe Türklerin zaman içinde Yörük olarak tanımlandığı, Balkan Türkü Araştırmacısı İsmail Mızı Ulu tarafından ileri sürülmektir.(M.Gofkazan,TDAVY.İST,1993
4- Amerikada yaşayan 520 civarındaki Kızılderili Kabilesinden (Washington Eyaletine yerleşmiş)birinin adı;Yuruk,Yurok’tur(Dene Kızıl.E.G. Stewart. TDAVY.ist.2000.sayfa:XXIII)
 
Yörüklerle İlgili Deyimler:
Yerleşik halkın Yörüklere bakışı ve onlarla ilgili değerlendirmelerinden bazı örnekler yazımıza alınmıştır. Bunlar yakıştırma, uydurma da olabilir, gerçeği de yansıtabilir. Bu sözlerden alınıp aslını inkara gerek yok. Beğenmediğin tanımlamadaki davranışı yapmazsın, kusursuz bir insan olursun. Yörüklerde bir insan olduğundan hataları, yanlış tarafları vardır. Ancak, bu iyi yönlerini gölgelemez. Tanrı her millete, diğerlerine göre bir şeyi daha iyi yapabilme yeteneği vermiş. Bizim, niçin Almanlar gibi otomobil, Japonlar gibi elektronik, Çinliler gibi porselen, İtalyanlar gibi ayakkabı, Yahudiler gibi ticaret, İngilizler gibi viski, Fransızlar gibi şarap yapamıyoruz diye üzülmemiz ahmaklık olur Onlara göre bizimde daha iyi yaptığımız bir şeyler mutlaka vardır. Onları araştırıp yapalım ve o konuda söz sahibi olalım. Futbolu beceremiyoruz ne Avrupa ne de dünya şampiyonu hiç olamadık. Durumu kabullenip o para ve zamanı başka alanlarda kullanalım. Örneğin; Güreş, Voleybol, Halıcılık, Şiir yazma (dünyanın hiçbir milletinde bizim kadar çok sayıda amatör ve başarılı şair herhalde yoktur), Öğrenci ve köylü bayanların el örgü ve nakışları, Türk mutfağı Aşçılık gibi.
-         “Yürük at yemini kendi artırır”
-         “Yürük değirmen gibi dönüyor"
-         “Yörüğün göçü gide gide düzelir"
-         “Ben Yörükmüyüm ! Susuz, yolsuz yerde ev yapıp oturacak”
-         “Yörük ya ayağa, ya dağa dayanır.”
-         “Bu iş yörüğün yol tarifine benziyor.”
-         “Yörük,gün biterse çadır kurup oturur, ömrü bitince öldüğü yerde gömülür.”
-         “Yörük mezarı gibi..”
-         “Yörük bir korktuğuna, bir de umduğuna dil döker.”
-         “Yörükler; kıskanç,geçimsiz, ürkek, tembel ve görgüsüz olur.”
-         “Bir kere düşünce yola, özlediğimiz yaylaya; yokuşta, bayırda olsa yürürüz. Çünkü biz yörüğüz.”
-         “Osmanlı ordusunun sivil gücü yörüklerdi.”
-         “Yörüklük, harnup (keçiboynuzu) yemeye benzer.”
-         “Yörükler beynamaz olur.”
-         “Yörükten ne dinsiz olur, ne softa.”
-         “Dağdan inme değil mi ne olacak?”
-         “Yediği süt-yoğurt, oturduğu bel-sırt, konuştuğu vırt-zırt”
-         “Eşeği süren, yellenmesine katlanır.”
-         “Görgüsüz; yeri eşek kığısından, göğü yıldızdan tanır.”
-         “Davar, gündüz ot beğenmez.”
-         “Ağılda oğlak doğunca, yar dibinde de otu biter.”
-         “Deveye diken, insana eziyet eden yararmış.”
-         “Dağ çalısız, yol delisiz, orman ıssız olmaz.”
-         “Gavurun ekmeğini yiyen, kılıcını da sallar.”
-         “Kekiği ve kekliği çok olan yerde eğleşin, sazı ve kazı bol olan yerde oturmayın.”
-         “Yörük özgürlüğünedüşkündür, başına buyruk yaşamayı sever.”
-         “O Grup bizden daha Yürük" -   
-         "Yürük Yürük yürüdü, kıllı deriyi sürüdü"
-         “Meyvenin kötüsü erik, insanın kötüsü Yörük"
-         “Yörük bu merdivenden iner, sözünden döner"
-         “Ardıcın közü, Yörüğün sözü olmaz"
-         “Yazın ayransız, kışın yorgansız olmaz"
-         “Ağaçtan maşa, Yörükten paşa olmaz"
-         “Allah'ın Yörüğü ne bilir bayramı, lak lak içer ayranı"
-         “Yörüğe paşa olsan ne yaparsın demişler; "pekmezi içer, soğanın cücüğünü yer, ardıç gölgesinde yatardım" demiş."
-         “Yörük, fırından sıcak somun ekmeğini alıp, çıkınından (azığından) yufkayı çıkarıp açmış, katık niyetine içine koymuş, dürüm (çomaç) yapıp yemiş"
-         “Erikten bahçe, Yörükten komşu olmaz”
-         “Yörükle yılanı bir çuvala koymuşlar, yarım saat sonra yılan bağırmış; "yetişin..!Yörük beni ısırdı."
-         “Yörükler, Osmanlı Devleti yöneticileri için: "Şalvarı şallak Osmanlı, karısı kaypak Osmanlı, ekmede yok, biçmede yok, Yemeğe ortak Osmanlı"
-         “Yörükler, şehirlilerle, köylülere, yerleşiklere: tembel, gezmeyen  anlamında oturak, yatık" diyorlardı.
-         Bir Yörük Manisi-Deyişi:
-         Develer Sunadır , Koyun Berber,
Keçi Çerçidir, At Server”
-         “Yörüğün canı kıymetli olur”
-         “Yörüğün en doğrusu bile orak gibidir”
-         “Bu iş, deli avradın peynir tulumuna dönmüş”
-         “Yaylacılık ve davarcılık özgürlüktür”
-         “Yapağı çalanın boş kaçanı”
-         “Yüklü deve dinlenmez”
-         “Çadır Yörüğün evidir”
-         “Tarlana ayrığı , bahçene eriği , ailene yörüğü sokma”
-         “Peyniri dert, avradı eri korur”
 
YÖRÜK - YÜRÜK KELİMELERİ
A- Türk Dili Kurumu Türkçe Sözlüğünde Yörük Kelimesi
-         Yürük: (Sıfatı) Çok çabuk yürüyen, hızlı giden, çok yürüyen, çabuk yürüyen, iyi yol alan
-         Yürük: (İsim) Osmanlı İmparatorluğunda otuzar kişilik ocaklar olarak Balkanlara yerleştirilen ve savaş zamanlarında geri hizmetlerde çalıştırılan tımarlı asker, göçebe
-         Yürüklük,-ğü: (isim) yürük olma durumu
       Yürük at yemini, kendi artırır.
   Yürük hayatı.
   Yürük semai: Türk müziği; usûllerinden biri
              -     Yürük, -ğü: (Özel isim) Yörük
            -     Yüğrük, -ğü: (sıfat) İyi yürüyen, iyi koşan, çalışkan, çevik, güçlü.
            -     Yörük: Yürük
            -     Yörük,- ğü;  (Özel isim) Hayvancılıkla geçinen göçebe Türkmen boyu.
B- Ana Britanica Ansiklopedisinde Yörük Kelime ve Maddesi : Yörükler olarak ta bilinir, Anadolu ve Balkanlar-Trakya'da hayvancılıkla uğraşan göçebe Türklerdir,
Türkistan'dan Anadolu'ya göç eden Türk topluluklarının göçebe yaşamı sürdüren ve yalnızca koyun, keçi yetiştirenleri, büyük olasılıkla 15. yüzyılda Yörük olarak anılmaya başladı. Anadolu beylikleri bunlardan küçük askeri birlikler oluşturdular. Osmanlılar döneminde Anadolu’daki Yörüklerin önemli bir bölümü Balkanlara göç ettirildi. Fatih Kanunnamesinde Yörüklere, Reaya'ya göre bazı vergi bağışıklıkları tanınmıştı. Bu ayrıcalıklar Yörüklerin Reaya olmasını önlemiş, bazı yasaklar ve sınırlamalar da Reayanın Yörükler arasına karışmasını engellemiştir. Fatih Kanunnamesinde Yörüklerin Ağnam Resmi (Vergisi) yükümlüsü oldukları, bedensel ve askeri yükümlülükleri bulunduğu belirtilmiştir. Yörükler, Divanı Hümayundan beratlı (izinli-olurlu) Bey veya Kethüdalar tarafından yönetilirdi. Bulundukları yerlerin Kadılarının verdiği cezaları da Sancakbeyleri veya Subaşılar uygulardı.
Yörüklerin geçtikleri yerlerde ne kadar konaklayabilecekleri (en çok üç gün), hangi yolları kullanabilecekleri, yaylak, güzle ve kışlak alanları belirlenmişti (Bundan amaç birbirinin yerine gidip olay, kavga çıkarılmamasıdır). Anadolu’daki Celali Ayaklanmaları, bu ayaklanmayı izleyen iç çalkantılar ve ekonomik bunalımlar; Anadolu’daki Yörüklerin düzeninin bozulmasına yol açtı. Buna karşın eski yaşam biçimini belirli ölçüde korudular. Günümüzde Yörüklerin çoğu Toroslarda, bazısı da Batı Anadolu'da yaşamaktadır. Bunlar hayvancılığın yanı sıra; halıcılık, kilimcilik, demircilik vb. el sanatları ve tarımla uğraşırlar. Çoğu Alevidir. (Yazar böyle yazdığı için bu yorum cümlesi buraya alınmıştır. Ancak, bu görüş doğru değildir. Alevi inancında bir Yörük obası yoktur. Abdal ve Tahtacılarda Türk’tür ancak Yörük Obası değillerdir. Alevi toplulukları da Yörükleri, Alevi cemaatları içinde görmez ve saymaz...)
Birinci Beyazıd (Yıldırım) ve İkinci Mehmet (Fatih) dönemlerinde Balkanlara iskan edilen Trakya Yörükleri; İstanbul'un batısından, Bulgaristan ve Sırbistan'a, Tuna kıyılarından Bender ve Akkermana (Belgrad ve Ukrayna'ya) kadar geniş bir bölgede askeri bir düzen içinde yaşıyorlardı, Fatih kanunnamesi, bunların ayrı bir sınıf olarak ta örgütlerini gösteren en eski belgedir. (Yörükler orduyla beraber sefere çıkıp onların ağırlıklarını, deve ve eşeklerle taşırdı, orduya ok, çorap, keçe vs. yapardı). Balkan Yörükleri, bağlı oldukları yerlere göre adlandırılırdı. Bunlar otuzar kişilik ocaklar oluşturur, Her ocaktaki beş kişi Eşkinci (fiilen sefere giden), kalan 25 kişi yamak (yardımcı) sayılırdı. Sefer çıkınca yamak kalanlar, eşkincilere her sefer sırasında 50'şer kuruş Baç verir (bu nedenle yamaklara "Ellici" de denilirdi), buna karşılık Avarız türü vergileri ödemezlerdi. Her bölgede bir Yörük Beyi (Miri Yörükan) vardı. Bunlar zeamet sahibiydi. Sefer çıkınca eşkincilerini alıp Balkan Beyler Beyinin bayrağı altında toplanırlardı. Yörük Beylerinin dirlik dereceleri farklıydı. Balkan Yörükleri, Balkan eyaleti içinde ayrı bir Sancak oluştururlardı. Balkan Yörükleri düzeni, 17.yüzyılın sonlarına doğru bozulmaya başladı. Bunları Evladı Fatihan yaparak disiplin altına alma girişimleri de uzun vadede olumlu bir sonuç vermedi.(bkz.77)
1845 tarihli bir fermanla Yörüklerin askeri düzeni sona erdirildi. (Yörüklerin askeri elbise giymeleri, ata binmeleri ve silah taşımaları yasaklandı) Günümüzde Yugoslavya'nın Ograz'den Dağlarının güney yamaçlarında-eteklerinde hayvancılıkla uğraşan Balkan Yörükleri; Geleneklerini, dillerini ve ekonomik yapılarını korumaktadırlar. Yine 1989 yılında, göçmen olarak Bulgaristan'dan gelen Yörük asıllı 80 yaşındaki bir kadının giyimi, konuşması, Örf-adeti yanında getirdiği kefenliği, Türkiye'deki Honamlı kadınlarıyla aynıydı, hiç değişmemişti.
Osmanlı Devleti, Oğuz göçebelerinin sık sık devlete başkaldırısı ve fırsatını bulunca da bağımsız beylik kurma geleneğini iyi bildiğinden, Selçukluların düştüğü hatadan ders alıp önlem geliştirdi. Göçebeleri, devlet yönetimi ve yerleşik halkı rahatsız etmeyecek şekilde küçük gruplara bölerek birbirinden uzak bölgelere iskan etti. Göçebe beylerini ordudan uzak tuttu, onlara askeriyede yönetici yapmadı. Sancak beyi, Vali, Bakan gibi üst dereceli yönetim kademelerinede getirmedi Gelirinin çoğunu vergi yoluyla aldı. Okul açmayarak onları cahil bıraktı. Sık sık politika değiştirerek ve tek taraflı dayatmacı kararlarla, onları yoksul ve görgüsüz insanlar durumuna düşürdü.
Yörük Kelimesinin Eski Türkçe'de Yazılış ve Okunuşu: Arapça'da harfleri; üstün, esire ve ötüre işaretleri okutur. Harfleri bu işaretler; e, i, u (veya ü) şeklinde seslendirir. Arapça'da aslında (ö) şeklinde okunuş biçimi yoktur
Buradan konumuza geçersek Yörük kelimesinin Arapça harflerle yazılışı YÜRÜK şeklindedir. Arap dil bilgisi kurallarına göre Yürük, Yürek veya Yuruk şeklinde okunması gerekir. Ancak Türkçe telaffuzla genelde Yörük şeklinde okunmuştur. Yörük ve Yürük kelimelerinin Arap harfleriyle yazım şekli aynıdır.
-       Yörük: Geçimini hayvancılık yaparak sağlayan göçebe Türk.
-       Türkmen: Oğuz Türklerinin bir kolu, bu koldan olan kimse.
-       Yörük: Yörük adı, yürümek mastarından türetilmiş, yürüyen, çadır halkı, devamlı yer değiştiren göçebe manasındadır. (İngilizcede; nomad)
-       Osmanlı Vesikalarında Yörük: Toprağı olmayan, belli bir yerde durmayan, konar, göçer, yaylak ve kışlak hayatı sürdüren halk anlamında kullanılmıştır. Osmanlı Kanunnameleri, yerleşik hayata geçmeyi; Yörüklükten, Türkmenlikten çıkmak, göçebelikten feragat etmek olarak kabul etmiştir
-       Tahtacı: Anadolu'da yaşayan bir Türk Alevi grubuna verilen addır.
-       Yörüklük-Aydınlı Kimliği; Yakın zamana kadar göçebe hayvancılık şeklindeki yaşam biçiminin sürdürülmesine dayanıyordu. Ölçü olarak alınan konar göçerliğin ortadan kalkmasıyla Yörüklük ortak tarih bilincine ve milliyet duygusuna, özgürlük havası içeren geçmişteki nostaljik göçebe bozkır-yayla kültürüne ait olma bilincine dayanır oldu.
Yörük adı, Osmanlı döneminde, idari nedenlerle, konar göçer hayvancılık yapan toplumsal grupları; vergi ve askeri amaçlarla sınıflandırmak için, devletçe verilmiş bir isim ve sıfattır. Bu adın ırki ve dini bir bağla ilgisi yoktur. Devlet bu adı, mesleğe dayalı bir toplum grubunu diğerlerinden ayırmak ve tanımlamak için kullanmıştır Ancak zaman içinde Yörük tanımı, sadece Aydınlı denen göçebe gruplarınca benimsenmiş ve bu Türk boyunun adı olarak kullanılmaya başlanmıştır Araştırmacılar ve bir kısım halk, genelde Avşar, Türkmen ve Yörükleri; meslekleri ve yaşam biçimlerinin benzerlikleri nedeniyle, birbirleriyle karıştırırlar. Ancak Türkmenler ve Avşarlar; Yörüklükle aralarında bağ kurulmasına karşı çıkarlar ve kendilerine Yürük denmesini kabul etmezler. (bkz: 25)
Tarihi bilgi birikimi ve ulusal bilince sahip Yörükler, tüm Yörüklerin, Orta Asya'dan (Tanrı, Altay Dağları), ortak bir Türk boy ve kökenden geldiklerini, 63 ayrı oba oluşturduklarını ileri sürer ve böyle olduğuna da inanır. Bir kısım Yörükler (Aydınlılar); siyasi, ekonomik ve sosyal sistem değiştikçe göçebe yaşamı bırakıp yerleşik hayata geçmişler. Zamanla oba fertleri arasındaki sosyal bağlar çözülmüş, okuyup memur, işçi, çiftçi ve esnaf olanlar kültürel asimilasyona uğrayarak göçebe yaşam tarzına bağlı gördükleri yörük kimliğini bırakmışlardır Örneğin Burdur’da bir doktor; yörüklüğü meslek, bir yaşam biçimi olarak görüp anlamaktadır. "Benim annem, babam göçebe hayvancılık yapar, yaylada, çadırda kalırdı, dolayısıyla yörüktü. Ancak ben okudum uzman doktor oldum, yörük değilim..." Günümüzde Yörük Kimliği, emik ve etik olarak, dar anlamda yalnızca göçebe yaşamı ve hayvancılık yapanları ifade etmez, ortak tarih ve kültür bilincine sahip bir Türk boyunu tanımlar. (bkz: 23,121)
Yörüklerin, Alevi Türklerle ve Alevilikle de bir ilgileri yoktur Örneğin; Nevşehir-Hacıbektaş, Kırşehir, İçel, Amasya, Tunceli, Balıkesir, Afyon-Emirdağ, Antalya, Isparta, Manisa, Muğla ve Yozgat gibi illerde olduğu ileri sürülen Alevi Yörüklerin; Abdal, Çepni, Bayat, Evci, Tahtacı gibi Alevi inançlı Türk boy ve gruplarıyla karıştırılmış olması gerekir. (bkz: 22,24,93)
Yörükler-Aydınlılar: Yazın yaylakta, sonbaharda güzle de, kışın ise seyilde-kışlakta, çadırlarda kalarak küçük baş hayvancılıkla uğraşan göçebe Türklerdir. Yörük kelimesinin, yürümek fiilinden türetilerek, ilk defa Osmanlı devlet memurlarınca kullanıldığı sanılmaktadır. Ancak bu kelime daha önceleri de bilinmekte ise de Aydınlı Obaları için ad olarak kullanımı sonradır, Selçuklu dönemi arşiv kayıtlarında Aydınlı göçebelerine Yörük denildiğine ilişkin bir resmi belgeye rastlanamamıştır. Ayrıca Türkiye'de Yükseköğrenim gören K. Kafkasyalı-Balkar, Türkmenistanlı - Türkmen, Afganistanlı - Özbek öğrencilere sorulduğunda (1996); ülkelerinde Yörük adı taşıyan bir topluluk görmediklerini-bilmediklerini ve Yörük sözcüğünü de duymadıklarını belirtmişlerdir. Yalnızca bir Azeri öğrenci, memleketinde iken kendisini Horzum Yörüğü olarak tanımlayan bir Azeri vatandaşıyla tanıştığını söylemiştir. Bu durum, Azerilerin, 16. yüzyıla kadar Osmanlılarla olan siyasi birlikteliği, kültürel iletişim veya Akkoyunlu devletlerine Anadolu'dan bazı oymak ve obaların katılımıyla açıklanabilir.
16. Yüzyılda Batı Anadolu'daki nüfusun beşte biri ile yarıya yakını yörüktü. 63 obadan oluşan yörüklerin çoğunluğu Akdeniz ve Ege olmak üzere Balkanlar-Trakya, Marmara, İç Anadolu, Karadeniz (Bolu, Karabük, Kastamonu, Samsun) ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun dağ ve ovalarında obalar halinde yaşıyorlardı. (bkz: 23)
Kanunnamelerde konar-göçer anlamında “yörük” adına; 15'nci yüzyıldan itibaren rastlanır. Fatih ve Kanuni Sultan Süleyman'ın Kanunnamelerinde Yörüklerle ilgili hususlar düzenlenmiştir. Osmanlılar önceleri Yörük adını; Aydınlı, Avşar, Türkmen, Kürt, Çerkez, tüm konar-göçerleri tanımlamak-sınıflamak için göçebe anlamında kullandılar. Örneğin: Türkmen Yörükanı, Ekrat Yörükanı, Çerkez Yörükanı gibi. 1691, 1727,1732 İskan çalışmalarından sonra ise, yalnızca Aydınlı göçebe grupları için kullanıldı. (bkz:72) 
Balkanlarda önceleri, orduya yardımcı olan artçı göçebe grupları için Yörük adı kullanılıyordu Daha sonra bu Yörüklere Evladı Fatihan (Fetihçilerin çocukları) adı verildi. Yörüklerin adının ikinci kez değiştirilme nedeni, Yörüklerin devletçe verilen bu adı benimseyip kullanmalarıdır. (bkz:77) 
 
GÖÇEBELERİN YERLEŞİK HAYATA GEÇİRİLMESİ:
a-) İskan; Göçebelerin iskan işini yürüten Komisyon Üyeleri: (Kuyudu Kadime Arşiv Belgelerine GÖRE)
1-     Dergahı Ali Kapıcıbaşısı
2-     İskan Katibi
3-     Kadı
4-     Kaza Naibi
5-     Oymak-Oba Beyi
6-     Kethüda
7-     Ayrıca göçebeler zorunlu iskana tabi tutulduğundan, onların iskan yerine götürülmesi ve orada zorla tutulabilmesi için; Beylerbeyi, Paşa, Vali veya Sancak Beyi yeteri kadar asker ile (örneğin bir iskanda 2500 kişilik bir askeri birlik görev yapmıştır.) iskana nezaret ediyordu.(BKZ: 37, 65,70,113)
b-) İskan Komisyonunun Çalışma Şekli: İskan Komisyonları, 1000-1500 çadırlık bir oymak veya obayı, 10-20-30 çadırlı-haneli gruplara ayırıyor ve 5-10 ayrı köye yerleştiriyordu. (Bir çadır nüfusu 5 kişi olarak kabul edilmiştir.) Bazı köylere Türkmen, Balkan göçmeni, Kafkas Göçmeni, Yörük ve Kürt iskanı birlikte yapıldığı gibi ayrıca Yürüklerden de 4-5 ayrı obaya ait aileler aynı köye yerleştiriliyordu. Örneğin: Konya Sarayönü-Çeşmeli Sebil beldesi ve Konya-Ereğli Beyköy. Ailemin 1926 ve ikinci kez 1934'de iskan edildiği Beyköyde, yalnızca iki aile bizim akrabamızdı. Çeşmeli Sebil'ede Göçmen, Yörük ve Kürtler karışık olarak yerleştirilmiştir.
c-) İskan memurları genelde göçebeleri; bataklık, sivri sinekli, dağlık, engebeli, yolsuz veya içme ve kullanma suyu bulunmayan kurak, arazisi tarıma elverişsiz yerlere zorla yerleştiriyorlardı. İstekleri dışında zorlamayla yerleştirildiklerinden iskan yerinden kaçmasınlar diye de senet düzenletip göçebeler kefalete-rehine bağlanıyordu. Kefalet konusu; ya ödeme güçlerini aşan oranda bir para cezası ya da obanın sözü geçen kişisinin yakındaki bir kalede göz hapsinde tutulması şeklindeydi. Ayrıca esas boyu ile ilişkisi kesilsin, grupçuluk, feodal bağ ortadan kalksın diye oymak ve obalara, ya o grubun o an lideri durumundaki kişinin adı (Örneğin; Hacı Karalı, Sarı Veliler gibi) veya yerleştirildikleri yerin bir özelliği (Örneğin, Ayaz, Bozlar, Dazkırlı, Karadaşlı, Karaçalı gibi) yeni ad olarak veriliyor ve Maliye, Mühimme, Tapu ve iskan kayıt defterlerine de bu yeni adlarıyla kaydediliyorlardı. Eski kayıtlarda ve Türkistan'da bu tür ad taşıyan Uruğ, Oymak ve Oba yoktur. Örneğin; Arife Gazili, Ali Ganem, Çobanoğlu, Deliler, Hacılar, Hacıkırlı, Halilli, Kırık, Koyunoğlu, Nefesli, Selman Fakılı, Yakuplu gibi.
d-) Arşiv Kayıtlarında Yörükler:
1) Cengiz Orhonlu'nun arşiv araştırmalarına göre genelde Yörükler tımar ve has reayası, Türkmenler ise has reayası idiler. (bkz: 65).
2) Balkan-Trakya Yörükleri önceleri 25 obaydı, devletçe daha sonraları askeri ve siyasi nedenlerle sayıları; obalar bölünerek 30 gruba çıkarıldı.
3) Ege yöresindeki Sancaklı Yörükleri, Tahrir Defterine 16 oba olarak kayıtlıydı. 1720 yılında bunlara eklenen küçük gruplarla bu sayı 30'a çıkarıldı.
4) 1691 tarihli bir Osmanlı Maliye defterinde; “Türkmenlikten çıkıp, kazalarda sakin olup (İskan, yerleşme), ziraat edip” tabiri geçmektedir Türkmenlikten çıkma deyimi konar göçer hayatı bırakıp yerleşik hayata geçmek anlamında kullanılmıştır.
5) "Bir Oba konar göçer olmayıp, Yörüklükten tamamen vazgeçip ziraatle meşgul olduğunda, on yıldır hangi köyde oturuyorsao yer reayası olur" (16 yüzyıl Yörük Kanunnamesi).
6)  Yörükler 1385 ve 1387'de Saruhan'dan-Sereze, 1397'de Menemen ve Sarıgölden- Teselyaya, 1400'de Menemenden-Filibeye yerleştirilmiş. Bu Yörükler önceleri Oba adıyla anılırken sonraları Selanik, Vize gibi yerleştirildikleri yer adlarıyla anılmışlardır. 16, yüzyıldan sonra Yörükler yerleşik hayat geçirilmiştir. Balkanlarda devlet Yörükleri, askeri hizmetlerde ve madenlerde çalıştırmıştır. (bkz:105)
 
Göçebelerin Zorunlu İskan Edilme Nedenleri: (bkz: 37,113)   
16. ve 18. yüzyıllarda İran ve Avusturya ile yapılan savaşların uzun sürmesi ve yenilgiyle sonuçlanması, ekonomiyi krize girdirdi. Ekonomik istikrarsızlık sosyal patlamalara neden oldu. Celali isyanları (1595) sonuç olup, buzdağlarının görünen kısımlarıydı. Eşkıyalık ortaya çıktı ve yaygınlaştı, Cumhuriyet dönemine kadar da sürüp gitti. Göçebelerin yaylak, kışlak hayatı aksadı. Halk, canı, namusu ve taşınabilecek malını kurtarabilmek için yolsuz, susuz yerlere kaçıp oralara yerleşti Köyler boşaldı, tarım alanları ekilemeden öylece kaldı. Tıpkı 1999'larda PKK terörü nedeniyle; Doğu ve Güneydoğu köylerinin çoğunluğunun can korkusuyla boşaltılıp halkın evini, tarlasını terk edip koyununu, ineğini satarak İskenderun, Adana, Mersin, Antalya, İstanbul gibi şehirlere göç etmesi gibi. Bunun sonucu mera hayvancılığı yapılamadığından, et fiyatları fakir ve orta halli halkın alamayacağı miktarlara çıktı. Bu göçler ilerde daha büyük sosyal huzursuzluklara neden olabilir. Çünkü bu insanların çoğu eğitimsizdir, mesleği, sanatı yoktur. Evi, tarlası eski memleketinde satılamadan kalmıştır. İnek, koyun parasıyla da kaç ay veya yıl geçinecek! Büyükşehirlerin kenarına yaptığı gecekonduda işsiz, gelirsiz, sakin halde ne kadar duracak? Eğitimsizlik ve işsizlik nedeniyle gecekondu semtleri ilerde; teröre, mafyaya, çetelere eleman sağlayan bataklık olacaktır. Gecekonduları yıkmak sorunu çözmez, devlete düşmanlığı daha da arttırır.
Osmanlı Devleti (Saray ve Hükümet Bürokrasisi) harcamalarını hiç kısmadı. Yenilgiler nedeniyle daha çok ordu beslenip, harcamaları da arttığından; zaten çok olan vergileri daha da arttırdı. Vergi veremeyen veya askere gitmek istemeyenleri askeri güç kullanarak hizaya soktu. Halktan fedakarlık istenmesine rağmen, memurlar Kanuni dönemi yaşantısını olduğu gibi sürdürdü ve sürdürebilmek içinde halka baskıyı arttırdı.
Eğitim, Sağlık ve Bayındırlığa para aktarılamaz oldu. Bir çok il ve ilçede okullar ve hastaneler kapandı. Örneğin, Adana'da bile okul ve hastane personeline maaş verilemediğinden, ilaç ödeneği gönderilemediğinden kapandı. Sistem bozuldu, ticari hayat durdu, merkezi otorite zayıfladı. Devlet arazileri kapanların elinde kaldı. Yöneticiler bilgisiz, ufuksuz, amaçsız olduklarından, adeletsiz, kuralsız, tutarsız, dengesiz, duyarsız, düzensiz davrandıklarından sorunlara karşı çözüm bulamadılar. Devlet otoritesini; birlik ve beraberliği sağlayamadıklarından, sistemi yeniden kuramadılar. Devlet güçsüzleşince, uğursuzlara gün doğdu, halkı huzursuz ve mutsuz ettiler. Güvensiz, aç ve yarını olmayan bu insanlar devlete sahip çıkıp yönetime destek olamadılar. Bu durum 1920'lere kadar sürdü. Halkını seven, inanmış ve gerçekçi bir lider olan Atatürk; kavgalı insanları barıştırdı. Milli duyguları harakete geçirerek; bölünmüş, yılmış halkı, kendine döndürüp birleştirdi. İstiklal Savaşını kazanıp Türkiye Cumhuriyeti devletini kurdu ve gençliğe çağdaş medeniyeti hedef olarak gösterdi... (bkz: Nutuk Kitabı)
Göçebelerin Köylere Yerleştirilme Amacı ve İskandan Beklenen Yararlar: (bkz:65)
1-     Sahipsiz ve harap hale gelmiş tarla ve bahçeleri yeniden tarıma açarak halkın üreteceği bu ürünlerden vergi almak.
2-     Halk, evlerde oturup, bağ ve bahçelerde mevsime bağlı olarak sürekli çalışması gerekeceğinden, ev ve köylerinden ayrılmayacak, dolayısıyla devlet gerektiğinde bunları askere alabilecek, vergisini de kolaylıkla tahsil edebilecek.
3-     Konar göçer hayat nedeniyle yaylak kışlak arasında gidip gelirken göçebeler yerleşiklerin ekili arazilerine zarar vermeyecek. Göçebelerle, yerleşikler arasında kavga çıkmayacak, can ve mal güvenliği sağlanmış olacak.
4-     Boy, oymak ve obalar küçük gruplara ayrılıp bir çok köye dağıtıldığından, bu köylere de en az 3-4 ayrı grup birlikte yerleştirildiğinden; kabilecilik dayanışması yapılamayacak, vergi ve askerlikte toplu başkaldırıya kalkışamayacak. Halk zaman içinde kaynaşıp yeni bir köylü ve vatandaş kimliği kazanacak. Böylece merkezi otorite kuvvetlenecek, şıhlık, beylik, ağalık son bulacak veya gruplar kendi arasında birbiriyle uğraşacak, devlet rahat nefes alacak...!  
 
AÇIKLAMALAR-1
              Yörüklerle İlgili Hususlar-1
a- İran'la bir sorun çıkmaması için, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da özellikle de Erzurum, Kars, Ağrı ve Urfa yöresinde konar göçer hayatı sürdüren Bozulus Türkmenleri; 1578-1640 yıllarında Orta Anadolu'ya getirilerek, Amasya, Sivas, Karaman, Ankara, Afyon, Aydın, Manisa ve İzmir taraflarına dağıtıldı. (bkz: 70)
b- Bozuluş Türkmenlerinin nüfusu, 1540'larda 7500 hane olup, 40 bin civarındaydı. Yine bu tarihlerde K. Maraş yöresinde konar göçer hayat sürdüren Dulkadirli Ulusu; 3 bin hane ve 15 bin nüfusa sahipti. (bkz:21)
c- Göçebelerin zorunlu iskanları 1691'de başlatıldı Önceleri devlet, şehirlerin et ihtiyacının ucuz ve düzenli olarak karşılanabilmesi için, göçebelerin yerleşik hayata geçmelerini istemiyordu. Özellikle salgın afetlerde, göçebelerin yakınmalarını ve yerleşik hayata dönmelerini önlemek için, göçebeliği teşvik edici Kanunnameler çıkarmıştı. Ancak, zaman içinde dış ve iç gelişmeler sonucu, Has, Zeamet, Tımar ile Lonca sisteminin bozulması, ipek yolu ticaretinin Osmanlı toprakları dışına kayması, savaşlarda teknik silah unsurunun önem kazanıp, eğitimsiz insan gücü-asker kalabalığının önemini yitirip ikinci plana düşmesi, iç ticaretin durması, kamu görevlilerine ehil olmayan kişilerin atanması, rüşvetin yaygınlaşması gibi nedenlerle Osmanlı Devleti, hasta adam oldu. Yugoslav, Yunan, Bulgar gibi azınlıklar başkaldırıp kendi devletlerini kurdular Türklerinde Osmanlı yönetimine başkaldırıp (Avşar, Yörük gibi) yeni bir Türk devleti kurmalarını önleyebilmek ve saltanatlarını sürdürebilmek amacıyla; öncelikle Avşarları zorunlu iskana tabi tuttular. Çünkü İran'da Avşar asıllı bir Türk yönetimi vardı. (1736)
d- Akkoyunlu Devleti Hanı Tur Ali Bey ölünce yerine Kutlubey, ondan sonra da devletin başına Karayülük Osman Bey geçti (1389-1432). Osman Bey'in oğullarına öğüdü; "Sakın oturak (şehirli, yerleşik) olmayın, yoksa beylik; Türkmenlik ve Yörüklük edenlere geçer..."(bkz:8)
e- Şam-Halep, K.Maraş, Yozgat, Sivas arasında yaylak hayatı sürdüren Bozulus topluluğu içinde, çoğunluğunu Avşar, Türkmen ve Yörük oba ve Oymaklarının oluşturmasına rağmen, Kürt aşiretleri de vardı. Bağdat, Hakkari, Diyarbakır, Tunceli, Bingöl, Erzurum arasında yaylak, kışlak hayatı sürdüren Kara Ulus topluluğunun çoğunluğunu ise Kürt aşiretleri oluşturuyordu. Ancak bunların içinde de Bozoklu ve Üçoklu Türkmen oymakları vardı. (bkz: 2,7,11,19,35,40)
f- Mevlana Mesnevisi ve Divanı Kebirde adı geçen Türk Boyları: Çiğil, Hatay-Hıta (Çin'de yaşayan Salar veya Şato Türkleri kastediliyor), Kıpçak, Oğuz, Türkmen, Tatar ve Yağma.
g- KARLUKLAR: Karluklar, göçebe Türklerden bir boy veya bölüğün-topluluğun adıdır. Oğuzlar-Türkmenlerden ayrıdır. 24 Oğuz boy grubu içinde yer almaz. Karluklar, Türkmenler gibi konar-göçerdir, yaşam tarzları birbirine benzer
h- Konya'nın Ereğli ve Karapınar ilçeleri arasındaki Hortu köyüne, Beğdili oymağı-Bekdikler; 1721 yılında 171 hane olarak iskan edildi. Burada bir han vardı ve çevre bataklıktı. Bekdikler, K. Maraş tarafından Sultan 3. Ahmed'in fermanıyla buraya nakledilmişlerdi. Selçuklu ve Osmanlı döneminde kervancıların güvenliği ve rahatı için her 50 Km.'lik yerde bir Han ve dağ geçitlerine de Derbent yapılıyordu. Bu güzergahta Ereğli dışında, Karapınar ve Ulukışla'da birer Han vardı.
Yürüklerle İlgili Hususlar-2
a- Yörüklerin kullandığı "Kara Kıl Çadırın" bir benzerini tibetliler, Farslar ve Kürtler ile Suriye ve Büyük Sahra Arapları da kullanmaktadır. Bu çadırlar kara keçi kılından yapılmalarına rağmen, kuruluş, şekil, ebat ve görüntüleri farklıdır.
b- Göçebe Yörükler, çocuk doğunca; kafaları yuvarlak ve güzel olsun diye "Çelme Çeler" yani çocuğun kafasını tülbent veya bezle sarıp bağlar. Kırkı çıkıncaya kadar çocuğun kafasında bu bez sarılı kalır. Bu nedenle de kafalarının arkası yumru yani biraz dışa çıkık olur. Bebeklerin hopuç edilip,sırta sarılıp taşınmaları ve yatış şekilleri de bu kafa yapısının oluşmasına neden olmaktadır. (1950-1970) yıllan arasında da bu adet sürdürülmekte idi.
c- Balıkesir-Ayvalık ilçesine bağlı Altınova beldesinin dağlık kesimindeki köylerde yaşayan (1992) Yörük kadınları, 552-744 yılları arasında yaşayan Göktürkler gibi giyinmektedirler. Paçası büzülmüş bolca bir pantolon , üstte yakasız cüppe gibi bir pardesü, belde kuşak... Bu kıyafeti, halen Moğolistan'daki hayvancılık yapan göçebeler ile Türkistan'daki yaşlı Kırgızlar da giymektedir
d- Altayların Yenisey ve Abakan-Minusink bölgelerinde yaşayan Dağlık Altay Türkleri ile, Aba, Kızıl, Kaşkay, Kaş, Kızılkaya, Şorve Tuba Türk boy ve uruğlan; Anadolu'daki Yörüklerle aynı boydan olabilir. Türkiye'ye yükseköğrenim görmek için gelen bir Hakas Türkü; konuşma tarzı, ses tonu ile yüz yapısı, siması, göz ve bakışlarıyla Yörüklere (özellikle Honamlı) çok benziyordu. (1997)
e- Yörüklüğü, konar-göçer hayatı sürdürüp, yaşayıp, çadırda kalarak, hayvancılık yapmak olarak gören, ayrıca yerleşiklerce, Yörük sözcüğünün hakaret anlamında kullanılması (kaba, dağdan inme, görgüsüz vs.) nedeniyle Silifkeli bir öğretmen bayan; kendisi Yörüklüğü kabul etmediği gibi Silifke'de de hiç Yörük olmadığını iddia etmiştir! (1990)
f- Mersin yöresinde çok bilmiş bir yerleşiğe, Yörüklerin özelliklerini saymasını isterseniz, hemen bunları sıralayacaktır: "Geçimsiz, kıskanç, görgüsüz, inat, aksi, yeniliklere kapalı, bildiğinden şaşmayan, öğüt dinlemeyen, ibret, ders almayan, ilgisiz, duyarsız, okumayı yazmayı pek sevmeyen, tepkisiz, isteksiz, hırslı değil, iyice araştırıp düşünmeden karar verdiği ve işini de rast gele oluruna bırakarak yaptığından çok pişman olan, ibadete isteksiz, üşengeç, sorumsuz davranan, cimri, kendini beğenen, çabuk kanan, kolay aldatılan, aynı hataya iki-üç kez düşen, azim sebat, gayret, sabır duyguları zayıf, dedikoducu, çabuk küsüp darılan, özür dilenip gönlü alınınca hemen kızgınlığı geçip affeden, güçlüden yana olan veya çekimser kalan, sakinlik ve sessizliği seven, hareketli sosyal yaşamdan uzak duran, genelde kendi halinde sade insanlardır"
g- Konya-Ereğlili bir Bekdik kadınının duası (1998): "Tanrı hiç kimseyi, Yörüklere ve Karapınar Türkmenlerine gelin yapmasın "
h- Yörükler, kızları gelin olarak istendiğinde, damadın ailesinin tutum ve davranışını beğenmiyorsa, kızlarını vermez. "Tanasıda büyüyünce anası gibi olur" düşüncesiyle damadın özel durumuna (okuması veya sanat sahibi olmasına) hiç bakmaz. Dünürcülere red kararının bildirilmesi üzerine, şayet kızın oğlanda gönlü varsa, kız oğlanla kaçar; bunun üzerine kız ailesi kaçan kızları için; "Yandığı yerde sönsün, kendi çilesini kendi çeksin" diyerek bu konuyu kapatırlar. Kızın geçimsizlik nedeniyle geri Ana Ocağına dönmesini istemezler. Kızları ile genellikle küsüp, bağı-ilişkiyi kesip görüşmezler. Ancak ilerde torunları olunca affedip barışırlar.
i- Türk boyları arasında anlayış ve davranış farkı var, örneğin, Kazak Türkleri aynı uruğ içinden evlenmez. (Bir göbek 30 yıl, 7 nesil bir uruğ oluşturur.) Yörükler ise genelde aynı oba içinden akrabalar arası evlilik yapar, yabancıya genelde kız vermez ve almaz. 1960'lardan sonra yabancılarla evlilikler çoğaldı.
 
YÖRÜKLERİN BAĞLI OLDUĞU BOY
Yörük obaları, Türk boylarının dahil olduğu dört ana gruptan Karluk ve Oğuzlara bağlıdır. (Bir varsayım: Türkler dört ana gruptur. Bu dördüncü grubu göçebe ve konar göçer, hayvancılık yapan Bozkır ve Yayla Türkleri oluşturur, Avşar, Bekdik, Kaşgay, Kazak, Kırgız, Türkmen ve Yörükler gibi.)
Oğuzlar önce Bozoklar ve Üçoklar olmak üzere iki gruba ayrılır.Bu iki grupta da 12’şerden 24 Oğuz boyu vardır. 24 Oğuz boyundan Türkmen grubuna dahil edilebilecek boy sayısı ençok 11 dir. Bunlar: Alayundlu (alaca atlı, iyi atlı), Bayat, Beydili, Çavuldur (Çavdarlı? Cavdır), Döger, iğdir, Kayı (Karakeçili), Kınık, Salur (salar), Yuva ve Yüregir'dir. Oğuzlar eşit Türkmen değildir. (bkz: 18,25, 93) 
Bu boy adlarının bazıları  İ.Ö. 209'dan itibaren İ.S. 1880'lere kadar değişime uğrayarak Türkmenistan'da Alieli, Ata, Çavdarlı, Ersarı, Gökler, iğdir, Kara, Sarı, Salur, Teke (Akalteke) ve Yemut oymaklarına dönüşmüş. Kuzey ve Güney Türkmenistan (Horasan) da 1995 yılında ise bu oymak adları Alili, Ata (Atabay), Caferbaylar, Çovdur, Gerkez, Göklen, iğdir, Kara keçili, Nohurlu, Teke ve Yomut olmuştur. Enson 1934'lerde iskan edilen Türkiye'deki bu ası1 ana Türkmen boyuna mensup oymaklar; kısmen isim değiştirerek , kısmen de büyük oymakların devlet tarafından parçalanıp yeni küçük oymaklar oluşturulmasıyla sayıları artmış olarak günümüze kadar ulaşmıştır, çoğu aile adı taşıyan küçük Türkmen oymağı sayısı 2000'i geçmiştir. Anadolu’daki Büyük Türkmen Oymakları: Atçeken, Beydili, Berelli, Barak, Bekdik, Cerit, Çavdır, Danişmentli, Elbeyli (İlbeyli). Gök (Gökçeli), Halep Türkmeni, Işıklar, Iğdır, Kara, Karakoyunlu, Karakeçili, Kızıl, Kızılkeçili, Mamalı, Sarı, Tabanlı, Teke, Yeni il Türkmeni (Caber, Musacalı gibi).Aynı Türkmen oymağına; Aydın'da Danişmentli, Yozgat'ta Mamalı, Ankara 'da Tabanlı denilebildiğinden işin içinden çıkmak zordur. Avşar'larda Oğuz Boyudur ama Yörükler, Azeriler, Kaçarlar ve diğer 9 Oğuz Boyu; "Alkaevli, Bayındır (kolları;Akkoyunlu, Abdal, Evci), Bügdüz, Cepni ve Tahtacı , Dodurga, Eymür, Kargı, Kızık, Peçenek (Boşnak) " gibi Türkmen değildir. Yörükler halıcılığı Türkmenlerden öğrenmişlerdir. Türkmenlerin halısı, Yörüklerin ise kilimi meşhurdur. (bkz:100) 
Yörükler, Oğuzların Karaevli, Yaparlı-Yabırlı ve Yazır-Yazırlı boylarındandır. Karaevli-Karabölük; Karaçadırlı anlamındadır. Karaevli Obası Tekirdağ Alanya, Kadirli, Isparta, Sinop, Antalya, Kozan, Bolu, Kastamonu, Sivas, Tokat, Zonguldak, Ulukışla ve Balkanlara iskan edilmiştir. Yaparlı, Yaperli, Yıparlı, Yapar, Yapallı, Yabırlı, Yabır boy adı; önüne çıkanı yıkan, deviren, zorluklara, güçlüklere rağmen işini beceren, verilen görevi yerine getiren anlamındadır. Yapar-Yabırlı Obası; Karaisalı, Adana, İsparta, Ereğli (Konya) ye iskan edilmiştir.Bolu (Gerede) ve Çorum (Alaca) da iki yerleşim birimi adı Yaparlı'dır. Yazır, Yazırlı, Yazgır, Yazar boy adı; Halk ağası, çok il sahibi, il ağası anlamındadır. Yazırlı obası, Adana, Kozan, Kahramanmaraş, Kayseri, Konya, Akşehir, Edirne, Isparta, Burdur, Koyulhisar (Sivas), Edremit, Ankara, Korkuteli, Kumluca, Finike, Çorum, Denizli, Gaziantep, Tekirdağ,, Kurşunlu, Kelkit, Aydın, Kütahya, Eskişehir ve Bolvadin'e iskan edilmiştir. Bu üç boy adı uzun bir tarihi dönem içinde boyu temsil niteliğini yitirmiş ve oba adı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Karakeçi kılından dokunan karaçadırı; Karakoyunlular dışında genelde Avşar ve Türkmenler kullanmaz. Ancak karaçadır Yörüklere de özgü değildir. Göçebe, Tibetli, Arap, Fars ve Kürtler de karaçadır kullanmaktadırlar.
Bu üç Oğuz boyu adı uzun dönem içinde değişime uğramış ve unutulmuştur. Daha Orta Asya'da iken yeni Yörük boy adları oluşmuş ve Yörükler bu üç grup altında toplanmıştır. Bunlar Honamlı, Horzum ve Tekeli Yörük boylarıdır. Bütün diğer Yörük obaları bu boyların alt kollarıdır. Selçuklu ve Osmanlılar karışıklığı önlemek ve düzeni sağlamak için Avşar ve Türkmenlerden farklılık gösteren Honamlı, Horzum ve Tekeli göçebe gruplarına yörük adını vermiş ve bütün yazışmalarda bunlar için ısrarla yörük adı kullanılmıştır. Yörük adı da zamanla Avşar, Azeri, Kazak, Kırgız,, Özbek, Tatar, Türkmen ve Uygur gibi bir Türk boy adı olmuştur. Honamlı adı; Hunlarla ilgilendirilmekte, "Hun yapılı şeyler, Hun namlılar" Ho, işaret sıfatı olarak işte şu, ünlü, şöhretli, şeklinde yorumlanmaktadır. Horzum adı isen Harzem, Harezm ve Huvarzem bağlantısı kurularak, acayip kaleleri olan ülke anlamında kullanılmaktadır. (bkz:45)
Özellikle 11.YY da Selçuklu Göç Politikası, 13.YY da Moğol ve 15.YY da Timur'un zorlamasıyla Anadolu’ya üç büyük grup olarak gelen Horzum Yörük boyu Aydın, Balıkesir, İzmir, Kütahya ve Afyon Yöresine, Honamlı'larda yine Aydın, Isparta, Antalya Yöresine, Teke Yörük Boyu ise; Antalya, Alanya, Burdur ve Fethiye Yöresine yerleştirilmiş. 1071- 1934 yılları arasında idari, siyası, ekonomik, güvenlik, askeri, sosyal-etnik vs. nedenlerle devlet bu Yörük obalarının yerlerini defalarca değiştirmiş, önce Doğu-Güney Doğu ve Suriye' ye yerleştirdiği Türkmen oymaklarını (hatta Doğu ve Güney Doğudaki Kürt aşiretlerini bile bazı dönemlerde) Isparta., Afyon ve Aydın'a yerleştirmiştir. Tersi de olmuş örneğin Horzum Boyuna mensup obalar Adana ve Mersin'e, Honamlılar ise Mersin, Kahramanmaraş, Konya ve Aksaray'a iskan edilmişlerdir. Büyük obalara otlakların yetmemesi, akrabalar arası geçimsizlik, savaş nedeni ile Balkanlar, Ege, Adana ve Mersin' in işgali, bölgedeki yerleşik grupların kötü davranışı sebebiyle ana obadan kopmalar ve devletin sayıca kalabalıklaşan grupları parçalayıp dağıtması gibi nedenlerle çoğalıp kayıtlara gecen Yörük obaları sayısı ikibini aşmıştır. Ancak bu oba adlarının çoğu aile adıdır, örneğin; Çakır Ali, Cafer, Ahmetçe, Darı hacılı obaları gibi . Bir kısmı da kamu görevlilerince, resmi işlemler sırasında verilmiş uydurma anlamsız lakaplardır. Örneğin; Bulut,, Cinliin, Çakmaklı, Cücüklü. Çirkin obaları gibi bazı Avşar elleri veya Türkmen oymakları nasıl ki halen boy adlarını taşıyorsa yörük topluluklarından da aile adı yerine Honamlı, Horzum, Tekeli hatta Yabır, Yazır boy adlarını taşıyanlar vardır. Adana, Hatay, Gaziantep ve K.Maraş’ta ki yörükler ise kendilerini Aydınlı olarak tanımlamakta, çevreden de Aydınlı  olarak bilinip, söylenmektedirler.
Yörüklerle Türkiye’deki diğer göçebeler karşılaştırılırsa; bulundukları coğrafi saha, iklim, yayla veya ovaya yerleşmiş olmalarına göre, lisan; kullandıkları günlük kelimeler, lehçe, şive, ağız ve ses tonu ayrıca töre,örf, adet, anane, gelenek, görenek hatta fiziki çehre, görünüş açılarından farklı özellikler taşıdıkları görülecektir. Kayseri Pınarbaşı’lı bir Avşarla, Adana Tufanbeyli’li bir Ceritle, Isparta’daki bir Honamlı’nın görünüş dahil, her şeyi farklıdır. Bu yaklaşım, yorum diğer gruplar içinde doğrudur, örneğin; Sivasın Zara ilçesindeki Alevi Türk ile, Balıkesir Kaz dağındaki Alevi Türk ve Adana Tufanbeyli’de ki Alevi Türk’ün ne fiziki görünüşü, ne konuşması ne de tutumu, davranışı birbirine hiç benzemez. Kullandıkları sözcük, fiziki görünüş, günlük yaşantı, kültür açısından aşağıda belirtilen Türk boylarını araştırdım, inceledim, gözlemledim; Yörükler, kesinlikle bu boylardan değildir; Azeri, Boşnak (Pecenek), Gagauz (Uz), Karay (Hazar), Kumuk, Pomak (Kuman), Tatar, Saha (Yakut). Yine yörüklerin; göçebe, yarı göçebe veya yerleşik hayvancılık yapan Avşar, Bayındır (Akkoyunlu, Abdal, Evci, Bektaşi), Cepni, Tahtacı ve Türkmen (Bekdik, Çayan, Karakoyuncu, Karakeçili, Cerit gibi oymaklar ve Irak-Kerkük Türkmenleri boy ve oymaklarıyla ilişkisi yoktur. Yörüklerle müşterek noktaları; hepsinin de Türk kökenli olmaları, anadil olarak Türkçe konuşmaları, aynı bölgede yaşamaları veya hayvancılık yapmalarıdır.
Yörüklerle aynı boydan olduğunu sandığım (ancak o bölgeye gidip, inceleyerek henüz ispatlayamadığım) Türkiye dışında yaşayan Türk Boyları: günümüzde de halen İran’da göçebe hayvancılık yapan Kaşgaylar ve Hakaslardır. Ulukışla (Niğde), Aslanköy ve Erdemli (Mersin) , Ayrancı (Karaman), Halkapınar, Ereğli (Konya) arasındaki Orta Toroslar Bölgesinin adı Bolgar dağları idi (şimdiki adı Bolkar'dır). Buradaki yaylanın adı Bolgar Yaylası ve yüksekçe bir tepesinin adı ise Bolgar Bozoğlan’dır. Yine Adana, Kahramanmaraş ve Mersin’e iskan edilen Bolgarlı adlı bi yörük obası vardır. Orta Asya’daki Aladağ, Altay, Tanrı (Tiyenşan) dağlarında ve Bozkırlarda Yürüklerle aynı boydan gruplar vardır ve de olması gerekir. Anadolu’ya yapılan göçlere birkaç Honamlı, Horzum, Tekeli Yörük Obası; eşeği, devesi öldüğünden, olmadığından, evin erkeği-kadını hasta olduğundan veya oba beyine kızıp küstüğünden katılmamış, Orta Asya’da bir koyakta, bucakta kalmıştır. Özellikle Kırgızlar’ı oluşturan boy ve bunların kolları arasında Tekeli, Honamlı ve Horzum (Kazakistan' da Balkaş gölü güneydoğusunda Tekeli adlı bir şehir vardır) adlarını taşıyan topluluk olabilir. Yürüklerle Kırgızların düşünce, davranış ve yaşantıları arasında büyük benzerlik ve yakınlık var. Manas destanı okunurken sanki Yörük destanı okunuyormuş gibi bir duygu oluşuyor. Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile ilişkiler geliştikçe, dil ve kültür eserleri değişimi arttıkça yörüklerle kardeş boyda ortaya çıkacaktır. Benim kanaatimce yörükler; Türkistan’daki Karluk, Türkeş, Halaç ve Onok Türk boylarının, Türkiye’ye göç eden kollarıdır.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

GAM YÜKLERİ İLE YÜKÜMÜZ TUTTUK

Aşık ÖMERden

Gam yükleri ile yükümüz tuttuk
Hicran katarının kervanıyız biz
Feleğin ağusun aşında bulduk
Mihnet tekkesinin mihmanıyız biz

Hakikat yolunu tutmuş gideriz
Kemlik edenlere iy'lik ederiz
Hazret-i Hüda'nın emrin tutarız
Rah-ı hakikatın rehvanıyız biz

Ey Ömer aşk ile irfan yoluyuz
Serv-i tubaların servi dalıyız
Bizi sevenlerin biz de kuluyuz
Sevmiyenin şah ü hakanıyız biz

Bağrıma Ekin Tohum

Bağrıma ekin tohum
Yeşersin sakin ruhum


Milyonlarca yıl ben de
Yemyeşildim mutluydum
Canlılar gezdi tende
Sevgiliydim kutluydum


Bana ekseniz tohum
Gülümser temiz ruhuım


Ağaçlıydım ev oldum
Dallarım kuşa yuva
Sincaplara üst yoldum
Şen şakraktı dağ ova


Hasretim verin tohum
Murada ersin ruhum


Sel götürmesin beni
Sular şarkı söylesin
Yel üfürmesin emi
Çiçeklerle söyleşin


Bir kazma ve bir tohum
Sabırsız bekler ruhum

11.Şubat 2008

Mevlüt Yanar



Erişilmez

Bir erişilmeze duyulan özlem
Ruhları ateşte tava getirir
Dünya avucunda hükümdar olur
Belki mevlasına çabuk yetirir

Mevlüt Yanar

HADİM ADININ KÖKENİ
Hadim adını Keykubad’ın valisi Kamerüddin Hadim Bey den almıştır. (Büyük Sultan Alaaddin Keykubad Hadim Ermenek üzerinden Silifke’ye ordu yürütüp bölgeyi Ermenilerden temizleyince Kamerüddin Hadim Lala yı yöreye yönetici yapmış, onun başarılı yönetimi bahsedilen yerlerin Hadimeli olarak adlandırılmasını sağlamıştır.

Konuyla ilgili makalem Hadimin sesi gazetesinde 1994 te yayımlanmıştı. Bu konuda ipucu bilgileri Prof Osman Turan ın “Selçuklular Zamanında Türkiye” adlı eserinde bulunmaktadır.) Selçuklu sonrası Hadim İli Karaman Beyliğinin vatanı olunca İklim-i Karamanın bir parçası olmuş ve önemini yitirmiştir. Ancak idari birim olarak Merkezi bazen Pillonda (Taşkent-Pirlerkondu-Philedelfia…), bazen Hadim olmak üzere varlığını sürdürmüştür. 18.Yüzyılda Ebu Said Muhammed Hadimi’nin ülke çapında bilim ve tasavvuf adamı olarak ünlenmesi Hadim’i de Osmanlı Ülkesinde hatırı sayılır konuma yükseltmiştir. Zaman zaman Karaman ilçesine bağlanan Hadim 1926 da Hakettiği ilçelik ünvanını tekrar kazanmıştır.

http://www.gezlevi.com/2014/01/hadim-adinin-kokeni-hadim-nedir-nedemek/
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=