DEVRENT--- Taih Olacak Tarihi DuvarYeni sayfanın başlığı
     iletişim
     Gezlevi'de Kullanılan Farklı Kelimeler
     Gezlevi Tarihi ve Coğrafyası
     Mevlüt Yanar Şiirleri
     Oğuzname ve Gezlevi'de Bu gün Kullanılan Atasözleri
     Sağlık-Beslenme Sayfası
     M Yanar Hikayeleri
     Aşık Ömer
     Büyük Şairlerden
     Molla Mustafa,Sadrettin Kütükçü,Helim Mehmet,S.Kılınçer
     Nüfus
     iki İdam İki Şehit
     Gezlevi İçin Gerekli
     Bağcılık
     Laiklikle İlgili Düşünceler
     SEÇİM-MAHALLİ İDARELER
     Mantarlar
     KİRAZ HAK: HERŞEY
     Aladağ-Yerköprü
     Toktamış ATEŞ
     sosyal devlet
     Nürnberg'i Hatırladım
     coğrafya soruları
     Gezlevi'de Eski Ramazanlar
     fakılar-holuslar
     Denizden Yaylalara
     KOP ve Karayolu Yatırımlarında Durum
     M.Kemal Kronolojisi
     Kürt Meselesine Newsweek Yaklaşımı
     Zorunlu Askerlik
     Kahramanlar-Kitap
     M. Kemal, Milli Mücadele’ye niye daha geç katılıyor?
     Anasayfa Aktarmaları
     Almanca Cevaplar
     inşaat davaları
     Mahkeme Dilekçe Örnekleri
     Mehmet Acar-Yatırımlar
     Kınalıade Ali
     HZ İSA nın Vefatı
     Kamulaştırma Kanunu
     KURU KİRAZ
     yörük
     Yörük 2
     yörük 3
     yörük 4
     Yörük İskanı
     gezlevi tarihine ilave
     Hadim Meteorolojik Verileri
     19 Mayıs ABD Askeri
     Ermeni katliamı
     Milletvekili Maaş Kıyaslaması
     bel kayması
     Saanen Keçileri
     Irbık Ülüğü hikaye
     Anasayfa Aktarması mart 2012
     anasayfa Aktarma mart 2012
     astım
     M. Kemalin 24 Nisan Meclis açış konuşması
     Aydınlı Aşireti Özelliklerinden
     SULAMA PROJESİ
     Thresi-Yasemin
     sarıçavuş
     Kalorifer
     Eğri Göl-Hasan SayındanYeni sayfanın başlığı
     Molla Mustafa
     Vefat Şiirleri
     Orhan Deresi
     19 0cak anasayfa aktarması 2015
     ilgili siteler
     Her Yönüyle Korualan---Bilal Erdek
     Anasayfa aktarmaları haziran 2016
     Dilekçe örneği
     vazgeçme
     temmuz 2016 anasayfası
     FRANSIZCA..ÇALIŞMALARIM
     Rusça Çalışmaları...Ya izuçayu russki yazık
     Bozkır Barajı...Gökdere
     İnsani Gelişme Endeksine ...ülkeler
     Gezlevi'li Ali Efe.... Yüzbaşılardan
     5.6.2017 Anasayfa akatarması
     Anket Yapalım
     Link listesi
     Sayaç
     bebrikya
     mustafa özlem
     ıinsani gelişme basamakları
     ŞİİR ÇALIŞMALARI
     HADİMİ

Kaynak gösterilmeden siteden alıntı yapılamaz.


KULYANAR - yörük 4


A ADLARININ KÖKENİ
Selçukluların organize ettiği büyük göçlerle Anadolu’ya gelen ve göçebe hayvancılığa elverişli bölgelere yerleştirilen yörükler; yeni doğan bebeğe ad verilmesi gibi bu yeni yaylak ve kışlaklarına, hatta devletçe yeniden oluşturulan obalarına yeni ad vermişlerdir. Devlet karışıklık olmasın, her grup bir özelliğine göre bilinsin diye Türk göçebelerini; şive, görünüş, yaşantı, gelenek hatta koyunu, keçisi, kilimi ve çadırındaki farklılığa göre Avşar, Türkmen diye ayırmış, bu ikisine tam benzemeyen obalara da yörük adını vermiştir. Yeni bir ad verme nedeni; tarihle bağını keserek, onlara devlet kurma, başkaldırma çağrışımı yaptıracak geçmişten bir iz taşımaması amaçlanmıştır.Türk tarihi incelenirse Türk devletlerinin zayıflama ve yıkılma nedenlerinin başında, Türk boylarının iktidarı ele geçirme mücadeleleri gelir. Türk Devletlerinin çoğunluğunu yine Türk devlet ve boyları yıkmıştır. Yörükler Anadoluda resmi kayıtlara kendi öz adlarıyla; Göktürk, Kutluk, Karaevli, Yabır, Yazır veya Karluk, Onok, Türkeş, Honamlı, Horzum, Tekeli olarak geçselerdi ve topluca aynı bölgeye yerleştirilmiş olsalardı Türk Devlet geleneğine göre; yönetimi ele geçirme mücadelesinde adlarını duyururlardı. Bölünüp parçalanmaları veya Osmanlılık, İslamlık kavramları doğrultusunda Asimileleri neticesi 1071 den günümüze Türk siyasi hayatına damgalarını vuramadıkları, ağırlıklarını koyamadıkları, etkili olamadıkları gibi, dikkate dahi alınmamışlardır. Yönetimden uzak tutulmaları ve uygulanan politika sonucu cahil ve fakir bırakılmış ve Türkiye tarihinde hiçbir iz bırakamamışlardır.
l- Ulus, Soy, Boy ismini oba adı olarak alanlar: Osmanlı döneminde zorunlu iskana tabi tutulan 7230 aşiret, oymak, oba ve cemaatın (topluluk), ikibini aşkını yörük obasıdır. (bkz.68)
a)      Yörük obalarının 25 adedinin adları içinde Gök ve Gökçe kelimesi vardır. Örneğin: Alanya, Biga, Ankara, Adana, Tarsus ve Vize’ye iskan edilen Gökalili, Gökbeyli, Gökçe, Gökler ve Göklüce Yörük obaları (Göktürk -Kutluk) Devleti yıkılınca Orhun, Ötüken yöresinde oturan Türk boylarının çoğunluğu Altay, Tanrı dağları ve Siriderya (Maveraünnehir) bölgesine göç ederek yerleşmişlerdir. )
b)      On Yörük obasının adında kutlu, kutluca kelimesi vardır.Örnek: Adana, Bolu, K.Maraş ve Tarsus’a iskan edilen Kutlubey Hacılı ve Kutlu Yörük obaları.
c)       Ayrıca Göktürk'ün Türkü ve Türk ırk grubunun simgesi Turan adını taşıyan yörük obaları vardır. Ör: Adana, Manisa, Uşak, Sındırgı, İçel, Yozgat, Kütahya, K.Maraş, Ankara, Kastamonu, Çankırı, Edirne, Bergama, Sivas, Ordu, Bolu ve Konya’ya iskan edilen Turanlı, Turancalı, Turhanlı, Türkani, Türkanca, Türkanlı, Türk Doğanca, Türkeşinli, Türkeş oğulları ve Türklü Yörük obaları.
2- Orta Asya’dan geldiği bölgenin, özellik taşıyan bir yerinin adını, Anadolu’da iskan edildiği yere vermesi veya oba adı olarak alması. Örnek:
d)      Tanrıdağı Yörük Obası: Rize (Tanrı Dağları Orta Asya’dadır.)
e)      Sincanlı Obası; Ankara, Afyon (Sincan Doğu Türkistan’daki bir bölgenin adıdır.
f)        Tom, Tomalar Obası: Biga, Kütahya (Tom; Baykal Gölü doğusundaki bir nehir  adıdır.)
g)      Aladağlı Obası:   Kırşehir,  Yozgat.   (Aladağlar Orta Asyadadır.)
h)      Turfanlı Obası:   Edirne.   (Turfan;  Doğu Türkistanda bir şehir adı).
i)        Orhan, Orhanlı, Orhunlu Obası:   Alanya,  Karaman.   (Orhun,  Orhan, Orkun; Baykal gölünün güneyinde bir nehir ve havzanın adı) Sarı Orhanlı Obası:   Adana,   Tarsus.
j)        Aktekinli Obası:  K.Maraş,  Yozgat.   (Tekin;   Göktürklerde  prens, şehzadelere verilen unvan.)
h)      Kütügen Obası:   Tarsus  (Ötügen;  Orhun bölgesindeki  ormanlık sa­hanın adı.)
3-  Anadolu veya Balkanlara yerleştirildikten sonra bölgenin düşman eline geçmesi-Rus işgali veya iç isyanlar veya o bölgedeki etnik grupların huzursuz etmesi nedeniyle yeni bir bölgeye göç sonucu; Yörük Obasına, eski bölgeyle ilgili bir lakap veya ad verilmesi. Bu gelenek kavram kargaşasına neden olmuştur, örneğin: 1950 de Kore’ye gidip NATO ordusunda savaşan Türk askerlerine; yurda dönüşte hemşehrileri Koreli, 1962 den sonra Almanya’ya işçi olarak çalışmaya giden ve 1974-80’lerde geri dönenlere ise; Almanyalı, Almancı denmesi gibi.
Yine Türkler, İran veya Kafkasya üzerinden Anadolu’ya gelince öncelikle Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya yerleştiler. İklim farklılığı ve şartların ağırlığı, Ermeni, Gürcü veya Müslüman aşiretlerle çatışmalar, otlakların yetersizliği (Hem Türkler hem de bölge insanı hayvancılıkla uğraşıyordu. Dahası Kürtler ve Araplar; Emeviler-Abbasiler döneminden beri Müslüman idiler.) gibi nedenlerle bölgede huzursuz olan Türkler; Batıda yeni yerlerin fethedilmesi üzerine, ikinci bir göç olayıyla batıya sevk edildiler. Örnek:
a)            Manisa ve Kütahya’ya iskan edilen; Kürt Osman Uşakları, Kürt Hüseyin Yörük Obası gibi. Ayrıca kayıtlarda; Ekrad Yörükanı, Türkmen Ekradı, Yerli Ekrad, Türkmen Yörükanı gibi (Bilgisizlik veya kasten yazılmış.) ifadelerin bulunması, kafaları karıştırarak; Kürtlerin Türk veya Yörüklerin Türkmen olduğuna ilişkin yararsız ve boş tartışmalar başlatılmış, milletin ve devletin zamanının ve parasının heba olmasına neden olmuştur. Aslında hiç kimse aslını unutmuş değildir. Örnek: Şekavet ve isyanları nedeniyle 1702 yılında Konya’ya yerleştirilen Cihanbeyli Ekrad Aşireti ve 1071’de Urfa Suruç ve Siverek’e yerleştirilen ve daha sonra batıya göçmeyerek bir kısmı orada kalan Karakeçili Türkmenleri; aradan geçen bunca asra rağmen asimile olmamış, benliklerini yitirmemişlerdir. Bu, milliyet duygusunun eğitim, çevre ve ekonomik faktörlerle değişmeyeceğinin, kazanılıp, kaybedilmeyeceğinden çarpıcı örneğidir.
b)            Sivas, Yozgat, Tokat, Kahramanmaraş, Edirne ve Malatya’ya iskan edilen; Kafirkıran (Gavurkıran), Kafirli, Kafir ve Gürcülü Yörük Obaları.Obaların bu adı Anadolu’ya ilk geldiklerinde yerleştikleri bölge insanlarıyla yaptıkları mücadele nedeniyle almış olmaları gerekir. Veya Alevi inancında olmaları ve kendilerini Yörük obası olarak göstermeleri nedeniyle iskan memurla­rınca kayıtlara böyle  geçmişlerdir.
c)            Adana ve Anamura iskan edilen Frenkli (Frenkler) Yörük Obası: Bunlar Balkanlardan gelmiş olmalı. Çünkü Osmanlı döneminde Fransızlar için Frenk, İtalyanlar için Levanten sözcüğü kullanılıyordu.
d)            Eflak Yörük Obası 18.yy.’da Adana-Dündarlı mıntıkasına yerleştirilmiş. Bu adı taşıması için Balkanların Eflak-Boğdan bölgesinden gelmesi gerekir.
e)            Selçuklu döneminde Halep tarafına yerleştirilen (Örneğin) Beydili Türkmen Oymağına mensup bir grup; Osmanlı döneminde Gaziantep'e iskan edilirken, kayıtlara adı; geldiği yer ve giyimleri nedeniyle Araplı cemaatı olarak yazılmıştır.
f)              Macarlı Yörük Obası: Balkanlardan gelmiş olmalı.. Aslında Macarlar ayrı bir millet. Konya-Ereğli, Adana, İçel, Alanya ve Kırşehir olmak üzere 17 yere iskan edilmişler.
g)             Kahramanmaraş'a iskan edilen Dağlı Yörük Obası. Dağlılar, Avarlar gibi Dağıstanlı bir halktır.
4 - Obaların Türk Boy, Devlet veya Büyüklerin Adını Alması: Yörük Obalarından bazılarının "Türk boy adı taşıması ya yörüklerin bu boylardan olduğunu veya o boya bağlı bu küçük topluluğun bilgisizlik nedeniyle iskan kayıtlarına yanlış olarak yörük yazıldığını ve bu da resmi belgelerin tam  sıhhatli olmadığını gösterir. Örneğin: İskan ve vergi kayıtlarında; Merkit, Tatarlı, Horasanlı, Oğuzhanlı, Uzlu, Selçuklular, Avşar, Bayat, Kızık, Kayı, Peçenek, Salur ve Yiva Oymakları Türkmen olarak gösterilmiş.
A- Türk Boy Adı  Alan Obalar:
a-      K. Maraş ve Yozgat'a iskan edilen Ûyüklü Tatar ve Şeyhli Tatar Yörük Obaları.
b-     Antalya, İsparta ve Ağlasun'a (Burdur) iskan edilen Kara Uzlu Yörük Obası (Uz, Gagauz).
c-      Alanya’ya iskan edilen Saburlar Yörük Obası (Sabar, Sibir, Savur)
d-     Adana’ya iskan edilen Kıpçak Yörük Obası.
e-      Bursa, Balıkesir'e iskan edilen Özbek Yörük Obası.
f-       Çanakkale’ye iskan edilen Kuman Yörük Obası.
g-      Adana, Kahramanmaraş, Tarsus’a iskan edilen Bolgar, Bolgarlı Yörük Obası.
h-      Kahramanmaraş ve Tarsus’a iskan edilen Saka Yörük Obası (Yakut- Saha veya saka-İskit)
i-          Afyon, Adana,  K.Maraş'a iskan edilen Halaçlı (Kalaç) Yörük Obası
j-       Isparta, Afyon, Aydın, Manisa, Antalya, İçel, Alanya, Kütahya, Akşehir ve Yozgat'a iskan  edilen,  Kaçar ve Kaçaroğlu Yörük Obaları.
B- Türk Devlet Adı Alan Obalar:
a-      İçel, Alanya ve Antalya’ya iskan edilen Harzem obası. (Harzemşahlar Devleti: 1157-1231, Semerkand)
b-     Balkar, Balkarlı Yörük Obası; Adana, K.Maraş ve Tarsus’a iskan edilmiş. (Balkar Türkleri 630-665 yılında İdil Bölgesinde devlet kurdular.)
c-      Yozgat ve Sivas'a iskan edilen Türkeşoğulları obası:  630-766 Yılları arasında Talas’ta kurulan Türkeşler (Türgiş) Devleti adını taşımaktadır.
C- Türk Büyüklerinin Adlarını  Alan Obalar:
a-      Edirne, Yozgat, K.Maraş, Aydın, Aksaray, Kütahya, Manisa ve Ordu'ya iskan edilen Oğuzalanı, Oğuzlu, Oğuzoğlu, Oğuz Yurdu ve Oğuz adlı Yörük Obaları
b-     Erzurum, İçel, Mut'a iskan edilen Karahan ve Karahanlı Yörük Obaları. Karahan bir Hun hükümdarıdır. Ayrıca Doğu Türkistan’da Saltuk Buğra Hanın kurduğu Devletin adı Karahanlılardır (932-1212).
c-      K.Maraş ve Çorum’a iskan edilen Timur, Timurlu obası: Orta Asya’da Timur İmparatorluğunu kuran Timur Beyin adını  taşıyor.
d-     İçel’e iskan edilen Tuğrul Obası: Selçuklu Devletini kuran Selçuk Bey’in torununun adını taşıyor. (Selçuklular adını taşıyan bu oymakta; Türkmen olarak gösterilmiş. Ayrıca Selçuk Beyin 4 oğlundan Musa’nın taraftarlarına MUSACALI denmiştir.)
5- Yörüklerin İyi Yaptıkları  İş veya Besledikleri Hayvanların  Cinsine Göre Oba Adı  Alması:
a-      İçel, Kütahya, Adana, Tarsus, Çorum, Silifke, Aladağ, Edirne, Balıkesir, Isparta ve Bergama’ya iskan edilen; Yağcı, Yağcı Bedir Yörük Obası,
b-     Niğde, Biga ve Zara’ya iskan edilen; Kilimli Obası
c-      İçel, Isparta, Muğla, Alanya ve Manisa’ya iskan edilen; Derici Obası,
d-     Kütahya, Muğla, Antalya, Aydın, İzmit, Manisa ve Afyon'a iskan edilen; Karatekeli Obası.
e-      Muğla, İçel, Adana, K.Maraş ve Edirne’ye iskan edilen; kürkçü obası.
f-       Çanakkale, Ordu ve Edirne'ye iskan edilen ve inek beslediği için; İnekli,   İnek obası adını alan topluluk.
g-      Bursa ve Ankara’ya iskan edilen; Deveci Yörük Obası.
h-      Sarıkeçili Yörük Obası: Antalya, Burdur, Karaman, Konya,
i-        Tekeli: Antalya, Manisa, Kütahya.
j-       Sarıtekeli: Aydın, Antalya, Manisa.
6- Bazı Yörük Obaları Anadolu’ya iskan edildiği yerin adını oba adı olarak almış veya oba adını o yöreye vermiş.
a-      Kuyucak, Karasu, Karadere, Karadağ, Karatepe Yörükleri gibi.
b-     Erzinli, Erdekli, Ilgınlı Yörük Obaları gibi.
c-      Antalya bölgesinin adı, eskiden Teke Sancağı ve yöresi idi. Ayrıca Erdemli   (İçel), Denizli ve Sungurlu (Çorum) şehir adları oba isimleridir.
7-Yörük Obalarının Çoğunluğu, iskan sırasında oba beyi olan kişinin adını almıştır. Nedeni; şuur eksikliği, yağcılık, kolaylık veya iskanda görevli devlet memurunun bilgiçliği-ukalalığı veya geçmişle bağı koparma düşüncesi olmuştur. (Aynı durum soyadı kanunu uygulanması sırasında da görülmüş, oba adı genelde soyadı olarak aldırılmamış, bazen nüfus yazım memuru ailelere; onların isteğini uygun bulmayarak, kafasınca uydurma soyadları vermiştir.) Örneğin: Sarıveliler, Karaisalı, Karaahmetoğlu, Kerimli, Recepli, Korkudlu, Sinanlı, Hacıcelilli, Çoşlu, Karsavurdanlı, Elekli, Hüseyin Fakılı, Tatlar gibi
8-     Türk Boyları Alt Grubu Oymak ve Obaların Sınıflandırılması: Türk boyları oluşturdukları devletlerce, düzenli yönetimlerin sağlanması için gruplandırılmış ve taşıdığı özellik veya yaptığı işe göre adlar almıştır.
a-      Yetiştirdikleri hayvan cinslerine göre ad alanlar:
1-    Akkeçili: Akkeçili Oymağı
2-    Akkoyunlu: Akkoyunlu Devleti
3-    Akkuzulu: Akkuzulu Türkmen Oymağı
4-    Atçeken: Osmanlı Devletine at yetiştirilen bir Türkmen Oymağı
5-    Deveci: Kayseri Develi ilçesine ad olmuş
6-    Karakeçili: Kırıkkale’nin bir ilçesine ad olmuş
7-    Karamanlı: Karaman Oğulları beyliği, Karaman ili, Burdur Karamanlı İlçesi, Karaman (ak, sarı, mor) bir koyun cinsi
8-    Karakoyunlu; Karakoyunlu Devleti. Iğdır’ın bir ilçesi
9-    Karatekeli: Göçebe yörük obası
10-                        Kızılkeçili: Göçebe Türkmen oymağı
11-                        Koyuncu: Türkmen Oymağı
12-                        Koyunlu: Göçebe yörük obası
13-                        Kuzucu, Kuzu Güdenli: Göçebe Türkmen Oymağı ve Yörük obası
14-                        Sarıkeçili; Göçebe yörük obası
15-                        Sarı Tekeli; Göçebe yörük obası
16-                        Tekeli: Antalya yöresi adı ve Antalya’nın eski ismi.
b-     Yaşadıkları bölgenin coğrafi şartlarından etkilenerek yılların birikimiyle oluşan fiziki görünümleri veya toplumdaki sosyal statülerine göre doğadaki renkleri ad olarak alanlar:
1-    Ak: Bazı dönemlerde yönetici sınıf için kullanılmış, Akhun, Akkoyunlu Devleti, Aklar, Aktekinli, Aksular, Akyazılı, Akyörük Oymak ve obaları, Aksaray, Akçakoca, Aksu, Akyayla, Akçaköy, Akyaka, Akçapınar gibi yerleşim yerlerine ad olmuş.
2-    Boz: Bozulus deyimi Osmanlı döneminde Avşarlar için kullanılmış. Bozlak bir türkü çeşidi, Bozova, Bozburun, Bozlar, Bozçay yerleşim birimleri, Bozok Oğuz Kolu, Bozdoğanlı Obası.
3-    Gök: Mavi anlamında, Göktürk Devleti, Gökler, Göğebakan Obası, Göksu, Gökçekaya, Gökalan yerleşim birimleri.
4-    Kara: orta sınıf halk tabakasını tanımlamada kullanılmış. Karahanlılar devleti, Karakeçili, Karatekeli, Karapapak, Karakalpak, Karakeşli gibi Türk grupları. Karamürsel, Karacakaya, Karaatlı, Karaot, Karaoğlak, Karaçal, Karaman, Karagöl, Karapınar, Karaköy gibi yerleşim birimleri.
5-    Kızıl. Bir Alevi grup için kızılbaş deyimi kullanılmış. Kızıl keçili oymağı ve kızılseki gibi yerleşim birimleri. Orta Asya’daki Tuva Özerk Cumhuriyeti Başkenti Kızıl’dır.
6-    Sarı: Sarı Uygur, Sarı Türkeşler, Sarıkeçili, Sarı Tekeli, Sarı Veliler gibi Türk grupları ve yine Sarıveliler, Sarıova, Sarıotlu gibi yerleşim birimleri vardır.
 
YÖRÜKLERİN YÜZLERCE KÜÇÜK OBAYA BÖLÜNME NEDENLERİ:
1-     Soyadın Olmaması: Oba mensubu aileler oba içi ve çevrede karıştırılmamak, tanınabilmek için oba adı dışında lakaplar almış ve kullanmışlardır. Müslümanlığında etkisiyle genelde babalarının adını almış, herhangi bir nedenle obadan ayrılınca da zamanla aile ismi oba adına dönüşmüştür. Oba mensuplarında genelde okur yazarlık olmaması ve yerleşik kültür hayatına geçmemeleri, zamanla ilk esas oba adının unutulmasına ve ortaya sayısız obacıklar (alt grup-kollar) çıkmasına neden olmuştur.
2-     Her göçebe yörük obası belirli bir tımar bölgesine iskan edilip, tahsis edilen yaylalar ve kışlaklar arasında gidip-gelme ve bölge beyine yıllık vergi verme zorunluluğu getirilmişti. Ayrıca savaş hallerinde sancak beyleri, tımar beylerinden asker istediğinde askerler; tarım ve sanayide aksaklık olmasın diye göçebe erkeklerinden toplanıyordu. Göçebeler idari yönden tımar beyine, yargı yönünden kadıya, güvenlik açısından da subaşı (sonraları zaptiyeye) ya bağlıydılar.Zamanla göçebeler yaylanın yetersizliği, vergilerin adaletsizliği, çokluğu, beyin eziyeti veya eşkiya korkusu veya oba içi anlaşmazlıklar, uzun süre askere gitmek istemeyenlerin ailesi veya birkaç aile ile birlikte obadan kaçıyorlardı. Yeni gittikleri genelde yolu, suyu olmayan yerde olsa, orada kalabilmek, geri iade edilmemek için; (Çünkü kaçaklar kanunname gereği 10 yıl içinde yakalanırsa tekrar eski yerine gönderiliyordu. Tımar Beyleri de aldığı vergi azalacağından kimsenin kaçmasını istemiyor, çevreye yazılar yazarak kaçanların bulunup gönderilmesini istiyordu.) Esas oba adını gizleyip söylemiyorlar, ilgisiz, iddiasız bir lakap-obaadı uyduruyorlardı. Kamu görevlilerince aynı yörük obalarının farklı oba adlarıyla, hatta bazı yerlerde de Türkmen olarak kaydedilme nedenlerinden biri de budur. Örneğin: Çirkin (Bilecik), Çayırlı (Adana), Çolaklar (K.Maraş), Çomaklar (Aydın), Erikli (Alanya), Soğanlı (Burdur) adları gibi.
3-     Aşiret, Oymak ve Obalarla idari, vergi, askeri veya yargıya ilişkin görevi olan kamu görevlilerinin, bu tam göçebe veya yarı göçebeleri (konar-göçer) birbirinden ayırabilmesi, yaşadığı yer ve yaşayış biçimi birbirine benzeyen bu insanların hangilerinin yörük obası, Türkmen Oymağı, Avşar Eli, Ekrad Aşireti veya bedevi Arap kabilesi olduğunu bilebilmesi (kendiside göçebe çocuğu değilse) mümkün değildir. Mecburen onların güvenlik, vergi vs. nedenlerle söyleyeceği yanıltıcı beyanlarına bağlı kalacaklardır.Örneğin: Keşliler, bazı  yerde yörük, bası yerde de Türkmen olarak gösterilmiş. Tatarlarda yine bazı yerde yörük, bazı yerde de Türkmen olarak gösterilmiş aslında Tatarlar da; Yörük ve Türkmenler gibi bir Türk boyudur.
4-     Yörükler yeni gittiği veya iskan edildiği bölgede, kendini azınlık olarak görürse veya yörüklere karşı bir tepkinin varlığını sezerse; o yöre halkının veya beyinin kendilerine zarar vermesini önlemek, güvenliklerini sağlamak amacıyla, yürüklüğünü gizlemiş, kendinin o bölgede hoşgörüyle karşılanabilecek bir gruptan olduğunu söylemiştir. Bunun aksi de olmuş kendini yeni iskan edildiği bölgede azınlık veya güvensiz gören Alevi, Çingen veya Ekrad grupları kendilerini “Yörük” (örnek: Sîlifke’de Abdal,Trakya’da Çingeneler) veya Türk (Badılı, Rişvan Ekrad Aşiretleri; Alanya, K.Maraş ve Burdur’da kendilerini Yörük,   Türkmen) olarak göstermişlerdir. Aynı durum Soyadı Kanunu uygulamalarında da görülmüş. Mardin Kızıltepeli Kasrı Koncanın Ekrad Ağası Türk soyadını almış, yine Şırnak’ta yörenin kalabalık Ekrad  Aşireti hiç ilgileri olmadığı halde Tatar soyadını  almıştır.
5-     Oba nüfusu çok artıp idaresi zorlaşınca veya yayla otlakları yetersiz olunca, ancak daha çok güvenlik sağlamak kaygısıyla devlet tarafından  oba; 10-20 çadırlı gruplara ayrılarak ayrı bölgelere dağıtılmıştır. Bu uygulamalar sonucu yeni ve değişik isimde obalar oluşmuştur
6-     Herhangi bir nedenle esas obasından ayrılan bir yörük grubu veya ailesi, yeni yerleştiği bölgede; genelde eski esas oba adını kullanmamış, oymaktan ayrılan kişinin, yeni bölgenin veya özellikli bir şeyinin adını almışlar. Veya o çevre köyleri bunlara bir ad takmışlar. Yörüklere kalsa genelde yörük olduklarını söylemediklerinden yörük adı unutulur giderdi. Fakat yerli halkın ilgisini (Her yerde sayıca azınlık ve yerlilerden farklı  olmaları nedeniyle) Yörükler çekmiş, göçebelikten konar-göçerliğe veya tamamen yerleşmelerine hatta çiftçilik, esnaflık yapmaya başlamalarına rağmen gayet bilinçli olarak onlara yine Yörük demeye devam etmişlerdir. Örneğin: Burdur’da Yörüklerin, Yörük olduklarını gizleme nedenini, Yörük olmayan bir Burdur’lu şöyle açıklamıştır; “Biz Yörük deyimini, mecliste söz sahibi olmayan, sözünü bilmeyen, kaba, patavatsız, görgüsüz, dağdan inme, cahil, fakir, alevi, yerli olmayan, evsiz, göçebe, geçimsiz, ekine sebzeye zarar veren, kavgacı anlamda kullanmaktayız...” 1993 yılı.
 
TÜRK HALKININ MİLLİYET BİLİNCİ VE ANLAYIŞINI GÖSTEREN ÖRNEKLER:
1-      Devlet kademesinde görev yapan eğitimli kişilerde de milliyet şuuru zayıftır. Yavuz Sultan Selim zamanında Safevi Hükümdarı Şah İsmail’le yapılan savaş sırasında bazı Alevi gruplarının sempati beslemeleri nedeniyle resmi belgelerde Türkmenler için aşağılayıcı ifadeler kullanılmıştır.’’İki Alevi öldüren Cennetliktir’’uydurma hadisi gibi. Hz.Muhammet zamanında mezhep ve Alevilik yoktu !
2-      Burdur’da iki komşu kadın tavuğun zarar vermesi yüzünden tartışırlar; Burdur’un yerlisi kadın köyden mahalleye yeni gelene "Pis Türk" der. Daha sonra kavganın seyircisi bir komşu ona “sen Türk değil misin?” diye sorduğunda; (Burdur’da eskiden Rumlar da vardı. 1924 mübadelesiyle Yunanistan’a gitmişlerdir.) "Ben Osmanlıyım" diye cevap verir. 1993 yılı.
3-      Burdur’da Yürüklerden İl veya ilçe merkezine yerleşenlere, yerliler; "Görgüsüz, çarıklı, ayran içmesini bile bilmez; höpürdetir, dağdan inme, ne olacak işte Yörük değil mi, düne kadar açlıktan nefesleri kokardı..." gibi sözler kullanmışlardır. Yörük kelimesi: görgüsüz, cahil, kaba, patavatsız, nasıl davranılacağını bilemeyen, hatta aşağılanma, hakaret anlamında kullanılmış bu nedenle Yörüklerde: Yörük asıllı olduğunu, bilmeyenlerden saklamışlardır.
4-      Diğer bir yanlış tanımlama da Yörükleri; Alevi (Tahtacı) veya Çingen olarak görmek. Yörükler Alevi veya Çingen sanılmamak için Yörüklüklerini gizlemekte veya inkar etmektedirler. Çünkü Yürüklüklerini ispat edecek veya Çingen, Alevi olmadıklarını gösterecek (çoğunluğu) bilgi ve belgelere sahip değillerdir.
5-      Başka Müslüman (Çerkez, Abaza, Kürt, Arnavut gibi) etnik gruplarında yaşadığı köy ve kasabalarda Aleviler kendilerini Türk veya Yörük olarak tanıtmakta, bazı Yöruklerde soyu sopu sorulduğunda Alevilerle aynı guruptan sayılmamak için Türk veya Yörük değiliz demektedirler. Kendi aralarında da "duydunuz mu Türklerin Dedesi ölmüş» şeklinde Alevi yerine Türk kelimesini kullanmaktadırlar. Çünkü Türk kökenli aleviler kendilerini Türkmen olarak tanımlamıyorlar. Aleviler o yörede azınlıkta ise Çepni (Tahtacı) veya Bayındır (Abdal, Evci) diye tanınmaktan kaçınmakta, alevi inancında olduğunu ise hiç söylememektedir. Ancak aynı Yöruklerde olduğu gibi bunlarında aslını çevredeki komşuları bilmektedir. Alevilerin Türkmen ve Alevi sözcüğünü kullanmamasının nedeni; Fatih-Akkoyunlu Uzun Hasan, Yavuz - Safevi Farsi Şah İsmail, 4. Murat ve Sultan Mahmut dönemlerine uzanmaktadır. Kürt, Alevi Kürt, Alevi Türk isyanları ve devletin bu isyanları sert şekilde bastırması. Ayrıca yanlış bir yorum, yaklaşım ve tutumla; Alevilerle Türkmenlerin eşdeğer görülmesi, ilmi yolla halledilecek sorunun askeri tedbirlerle çözülmeye çalışılması,... Alevi Türkleri; günümüze kadar gizlenmeye, toplum dışına ve demokratik olmayan yöntemleri kullanmaya yöneltmiştir.
6-      Karaman ilimizin Ayrancı İlçesinde Kırım Tatarları, Yörük ve Türkmenler karışık olarak iskan edilmişlerdir. Cahillik, yoksulluk ve kıskançlık nedeniyle bu üç Türk grubu uzun süre birbirine ısınıp kaynaşamamış, kız alışverişi yapmamışlardır. Komşu kavgalarında Tatarlar; Yörüklere "Kaba Yörük", Türkmenlere ise "Pis Türk" diye hitap etmiş... Zamanla her üç Türk boyuna mensup bu insanların gelir durumları biraz düzelip, çocukları okuyup eğitilince, sosyal ilişkiler gelişmiş, grupçuluk duygusu yerini insani ilişkiye, hoşgörü ve sosyal yakınlaşmaya bırakmıştır. Demek ki insanların karnını ve kafasını doyurmadan çevresiyle barışıklığı sağlanamıyor.
7-      Soyadı Kanunu uygulaması sırasında nüfus yazım memuru, ilk defa nüfus Müdürlüğüne kayıt ettiği yörük ailesinin (Lakap bölümüne) oba adını yazmamış, gezgin, sabit yeri olmayan, dolaşan anlamında "Seyyare" ibaresi* deyimini kullanmıştır.
 
YÖRÜKLERİN BELİRGİN ÖZELLİKLERİ (bz: 13,39,104) 
1-     Beklemeyi  sevmez, sabırsızdır.
2-     Meraklıdır, duyduğunu sorgulamadan, araştırmadan kabul eder. Boş, yararsız, havadan, sudan kouşmayı sever.
3-     İyi niyetli ve önyargısızdır. İnsanlara önce inanır, güvenir,iyi davranır, hoşgörü gösterir.
4-     İnsancıl ve barışseverdir.
5-     İlgisiz, duyarsız, tedbirsizdir.
6-     Çabuk sinirlenir, kızgınlığı da çok çabuk geçer, kinci ve intikamcı değildir, kan davası gütmez. Özür dileyeni affeder, barışır.
7-     Bazıları keçi gibi inatçıdır. Bir pire için yorgan yakar.
8-     Yaşlıya ve kadınlara saygılı ve yardım severdir.
9-     Vatansever, dindar, Allah’a tevekkül eder, kanaatkardır.
10-Çevreye, küçük çocuklara şefkatli, yetişkin aile fertlerine otoriterdir.
11-Ağaç, çiçek ve hayvan sevgisi orta düzeydedir.
12-Dolduruşa, pohpohlanmaya, tava çabuk gelir, çabuk kanar, kolayaldatılır. Çok da dolandırılır.
13-Bazıları kıskanç, geçimsiz ve kavgacıdır.
14-Tüketim eğilimi yüksektir. Eline para geçerse düşünmeden harcar, tasarruf etmez, ancak genelde gösterişe düşkün değildir. Sade yaşarlar, Yörüğün Beyi ve Çobanının yediği ve giydiğinin fazla farkı yoktur. Yaşantısı aynıdır.
15-Geleceği pek düşünmez. Örneğin: Yazdan güzü ve kışı düşünüp tedbir almaz Yağmur, fırtına, kar ve soğuktan hem kendisi hem de hayvanları zarar görür.
16-Dedikoduyu (boş, lüzumsuz, gereksiz, faydasız konuşmayı) çok severler.
17-Okuyanların dışında, gazete, kitap pek okumazlar, ancak TV’yi çok sevmişlerdir.
18-Okumayı ve düşünmeyi sevmez. Gözü açılır, ahlakı bozulur diye çocukları hele kız çocuklarını pek okutmazlar. Kızlara sadece 5-12 yaş arası Kuranı Kerim öğretir, temel dini bilgiler aldırırlar.
19-Kadınlar erkeklerden kaçmaz. Evlerde haremlik, selamlık yoktur.Kadınlar erkeklerle rahatça konuşurlar, ancak başlarını da saçları görünecek şekilde  örterler. Dinde şekilci ve aşırı kuralcı değillerdir. Kadınların büyük çoğunluğu, erkeklerin ise çoğu namaz kılıp, oruç tutarlar; bu nedenle manevi bunalıma düşeni ve intihar edeni çok azdır.
20-Genelde erkekler tek eşlidir. 2-3 eşli olan çok azdır. Çocuk sayısı Arap ve Kürtlere göre çok azdır.
21-Eşlerin her ikisi de oğlan çocuğu isterler, ama kız çocuğunu da evlat olarak kabullenirler. Ancak kızların yeri evde ikinci sıradadır. Oğlanlar bize yaşlılıkta bakacak diye kız çocuklarına göre onları daha çok sever ve kayırırlar. Babalar çocuklarını elbebek, gülbebek tarzında sevmezler. Çocuklarını kucaklayan gezdiren çok azdır, büyüklerinden çekinirler. Erkekler çocuklara bakmazlar, Çocuğu yetiştirende sevende kadındır. Çocuğu terbiye ederken genelde döverler. Erkekler hem karılarını, hem de çocuklarını döverler. Kadınlar erkek çocuğunu, kız olup ta benim gibi rezil olmasın diye ister. Kadınlığın zorluğunu bizzat yaşamıştır.
22-Kadın ev yönetiminde söz sahibidir. Çadırın direği çok beceriksizler dışında kadındır.
23-Koyun, keçi güdülmesi; erkeğin, kuzu, oğlak, inek otlatılması; çocukların, halı kilim dokunması, koyun sağımı, inek tavuk bakımı, sebze yetiştirilmesi ve tüm evişleri kadınların görevidir.
24-Yörük kadınları gelinleriyle geçimsizdir. Geline, ayrı bir ev açılmaz, kaynananın evinin bir odasına indirilir. Gelini kaynana seçip, kendine hizmet ettirmek için almasına rağmen, bir süre sonra anlaşmazlık başlar. Oğlan ortada kalır, birisi anası, birisi karısı. Sonunda gelin oğlanı ikna eder, kaynanayla küs olarak oğlanı baba ocağından ayırır.
25-Düğünde eşya alınması, altın takı gibi tüm masrafı erkek tarafı yapar. Kız tarafı halı, kilim, yatak, yorgan, işleme gibi çeyiz dışında eşya getirmez. Kız tarafının başlık parası alma adeti yoktur.
26-Çocuklarına evleninceye kadar pek güvenmezler, hatta büyüdüğünü bile kabullenmezler. Onun doğru düşünüp, iyi iş yapabileceğini kabullenemez, fikrine itibar etmez, İşine karışıldığında "Karı ve çocuk kısmının aklı ermez" derler.
27-Anası, babası ve kardeşleriyle genelde geçimsizdir. Akrabalarının ne onduğunu, nede öldüğünü ister. Komşularıyla inek, koyun otlatma, tavuk, köpek ve çocukların yaramazlığı, zarar ziyanı yüzünden birbirine küsüp darılırlar. Ancak uzlaşmaya, anlaşmaya yatkındırlar. Genelde ilk saldıran, kavgayı başlatan değildirler.
28-Koyun kırkmak, yıkamak, halı kilim dokumak, harman kaldırmak gibi işlerde yardımlaşır, sütte keşik yapar ama borç para vermeyi sevmez."Yörüğün canını iste, parasını isteme."
29-Erkekler koyun ve keçi yetiştirilmesinden anlar. 1950’lerden sonra, yerleşik hayata geçip, sebze, bahçecilik ve tahıl ziraatıyla da uğraşmışlar ise de, küçükbaş hayvancılık (inek besiciliği de pek verimli olmamıştır.) kadar başarılı olamamışlardır.Esnaf ve sanayicilikte, bulunduğu şehirde en öne geçeni yoktur. Türkiye Ticaretinde söz sahibi olmuş ilk 500'e girip adını duyurmuş bir iki yörük dışında işadamı yoktur. Yörüklerden siyasetçi, memur, bürokrat, teknokrat, öğretmen, subay, bilim adamı az sayıda da olsa çıkmış ise de; konusunda otorite ve meşhur olan yoktur. Bunun nedeni; yörüklerin birbirine sahip çıkıp desteklememeleri, prensipli, düzenli, planlı çalışmamaları, ilke ve amaçlarına yeterince sahip çıkmamaları, sabır, istek, azim, hırs, atılganlık, sosyal girişkenlik, yarışmacılık duygularının azlığı veya yokluğudur, "Azıcık aşım, ağrısız başım", "Bir dönüm bostan, yan gel Osman",  "Bana ne, boşver, neme lazım"... felsefesini benimserler.
30-Dinin ve kanunların yasak ettiği yoldan para kazananların (hırsız, kapkaçcı, eşkiya, mafyacı, terörist, kaçakçı, çete) sayısı yok denebilir. Böyle kişiler sevilmez, dışlanır.
31-Sanat konusuna ilgi ve yetenekleri azdır, Bu alanda da başarılı değillerdir. (Herhalde yaşantıları müsait ve ortam bulamadıkları için.)
32-Kendinden fakiri küçük görür, kız vermek istemez.
33-Çekingen, anti sosyal, kendi dünyasında, sessizliği seven insanlardır.
34-Genellikle tembeldir, çalışmayı sevmez, sistemli, düzenli, süreklilik taşıyan, şartları ağır ortamda çalışmaya katlanamaz. Güvendiği varsa veya mecbur kalmadıkça çalışmaz. Azla yetinir, yokluğa katlanır. Tembel Yörüğün felsefesini, arzusunu gösteren deyim: "Pekmezi içip, ardıç gölgesinde yatacan"
35-Ölümü de doğum gibi normal bir olay kabul eder, yakınlarını, nerede ölürse o yerin mezarlığına gömer. Mezar başucu taşlarının çoğunda Ölünün ismi bile olmaz. Çocuklar genelde dedelerinin ve nenelerinin mezarlarının yerini bile bilmez. Mezar ziyareti yapanlarda çevredeki diğer etkin grupların etkisinde kalanlardır. Yaşgünlerini kutlamaz, Ölüm günlerini de takip edip anmaz. Yörük mezarlarını anlatan “Yörük mezarı gibi” bir deyim var.
36-Sigara içeni fazladır. Ancak alkol ve kumar bağımlısı çok azdır.
37-Atalarından gördüğü, bildiği gibi hareket etmek, iş yapmak ister, geliştirmek istemez, değişime direnir, yeniliğe kapalıdır, Töre, örf, adet, anane, gelenek ve göreneklere bağlıdır.
38-Kendi akraba ve milletinden çok daha fazla yabancılara iyi davranır. Başka etnik gruplardan kişiler kan davası nedeniyle memleketlerinden kaçıp yörüklere sığınmışlardır. Yörük köyüne, mahallesine yerleşmiş, huzur ve güvenle yaşamışlardır. Yörükler kimsenin malı, canı ve namusuna göz dikmez.
39-Nankör değildir, ekmeğini yediği kapıya hainlik yapmaz, iyilik gördüğü kişiye sevgi ve saygı duyar, hatır gözetir.
40-Hayalcidir, his ve duygularıyla hareket eder, gerçekçi değildir. "Bir şeyi yerinde ve zamanında, gereğince yap" kuralına uymaz. Geçmişi ve geleceği düşünmez,rahattır, işleri genelde oluruna bırakır. Olaylardan ders almaz, aynı hataya tekrar düşer, rastgele hareket eder, işlerinde çoğunlukla başarısızdır, zarar eder.
41-Kendini doğru ve iyi görür, yaptıklarını haklı göstermeye çalışır. Yanlışını kabul etmek istemez, bildiğinden şaşmaz. Ekip, takım çalışmasına kapalıdır. Ortak iş yapmaya, işçi çalıştırmaya yatkın değildir.
42-Başarısızlığına ve tembelliğine hemen kendi dışında bir bahane "bulur, hatasını görmez ve kabul etmez, kendini akıllı görür, sanır ama şartları iyi değerlendirip, imkanları lehine kullanamaz. Başkalarının yanlış ve hatasını iyi görür ama bundan ders ve ibret almaz. Ben akıllıyım der ve benzer hataya düşer.
43-İyi anında, çevre ve şartlara göre değil, duygularıyla, araştırıp sormadan acele karar verir, uygulamaya geçince yanlış olduğunu anlar, paniğe kapılır, üzülür. Zaman geçer bunu unutur, yine benzer hatayı yapar: Hayatı pişmanlıklarla doludur.
44-Kızdığında, zorla yaptırılan veya sevmediği işi baştan savma yapar, sorumsuz davranır, ihmalci ve dikkatsizdir. Sert davranış ve katı kurallardan hoşlanmaz, başına buyruk yaşamayı sever. Kendine ve işine karışılmasını istemez.
45-Yabancı, kadın, zengin, yetkili kişi yanında çekingen davranır, eziklik hisseder, arsız, yüzsüz değildir.
46-Eline fırsat (mevki, para) geçince, değişip çevresine zülüm, eziyet etmesini sevmez, baskı kurmaz. Biraz zengin olursa, camiye, fakir ve yaşlılara, kuran kursu ve öğrencilere yardım etmeyi sever.
47-Kendine de kötülük gelmesinden korktuğu için; ezilenin yanında yer almasa bile, zalimin yanına da geçmez, mazlumu ezmesine yardımcı olmaz, içinden zalime beddua eder, mazluma acır ve onun kurtuluşu için dua eder.
48-Sisteme uyumlu, gelenek ve yasalara saygılı, devlete bağlıdır. Bir araya gelip toplu olay yapmaz, katılmaz. Milliyetçilik, ırkdaşlık, birlik, dayanışma, beraberlik duyguları zayıftır ama acıma, merhamet, affetme duyguları canlıdır. Terör olaylarına katılıp, insanları öldürmek, eşyaları tahrip, kırıp dökme, yağma, gibi eylemleri yapmaz. Bu konuda yapabileceği tek şey kendini savunmaktır. Selçuklu, Osmanlı ve 80 yıllık Cumhuriyet döneminde hiç yörük isyanı olmamıştır.
49-Birbirine lakap takar, onu üzecek, küçük düşürecek, ayıracak, farklılığını öne çıkaracak şekilde hitap eder; Topal, çolak, tat, kör, kubuz (palavracı), deli, kara, köse, çakır, sarı gibi.
50-Batıl itikatları vardır. Hocalara hastalık için muska yazdırır. Nazar için kurşun döktürür, eve üzerlik, nazarlık asar, kocakarı ilaçlarını kullanır.
51-Para, mal konusunda sağlıklı, geniş boyutlu düşünüp, eşit, adil tarafsız hareket etmez. Mal verirken çocukları arasında ayrım yapar. Kardeşler miras ve ortak yapılan işte daha çok çalıştığı veya hak ettiği düşüncesiyle malın iyi ve çok tarafını kendi alır, Ama yapılan bu haksızlık, çıkarcılık hayretmez. Daha çok ve çabuk kazanmak için yabancı biriyle iş yapar, oda malın tümünü çarpar, beş parasız kalır. Zengin, önemli kişi, işveren olup, arabaya, güzel bir eve, eşyalara sahip olmaya heveslidir. Ancak gerçekçi ve prensipli olmadıklarından bunu sağlayamazlar. Yakınlarını kıskanma huyları vardır. Akraba ve kardeşlerinin ne onmasını nede ölmesini isterler. Birlikte hareket etme, ekip çalışması, paylaşma duygusu zayıftır.
52-Gülmeyi, eğlenmeyi, çevresini neşelendirmeyi bilmez. Zaten fazla neşeli tavırları hoş karşılamazlar. Kızmak için bahane ararlar. “Yılışma, zevzeklenme, karı gibi ne gülüyon, ne sırıtıyorsun!”
53-Çoğunluğu giyimine özen göstermez, zevk için değil yöre şartlarına göre soğuktan korunmak veya giyinmiş olmak için giyinirler. Sadece düğün ve bayramlarda özen gösterirler. Hatta iş kıyafetiyle düğüne gidenler bile görülmüştür.
54-Yaşantılarının zorluğu nedeniyle yemek kültürleri yerleşik olanlara kıyasla fazla gelişmemiştir, şartlara ve elindeki imkanlara göre hayvansal gıdalardan yemek çeşitleri vardır.
55-Askerliğe isteyerek gider, askerliği dini ve milli bir vatandaşlık görevi olarak görür. Askerde onbaşı, çavuş rütbesine yükselenler sivil hayatta da bu unvanları taşırlar.
56-Sorunlarını kendi başına çözmeye çalışır, akıl danışmaz. Öğüt verene de kulak asmaz, işine karışılmasını, fikirlerine itiraz edilmesini istemez. Planlı, prensipli ve düzenli hareket etmediğinden sorunlarını çözemez. Afşar ve Türkmenler gibi yaylak ve kışlaklarına bir yıl fedakarlık yapıp ev ve ağıl yapsalardı sonraki yıllarda hem çok rahat edecekler hem de ev ve ağıllarının çevresi zilyetlik nedeniyle kendi mülkleri olacağından zenginleşeceklerdi.
57-Kötülük yapmayı sevmez. Kendisine kötü1ük yapılmasını da istemez.
58-Demokrasi kültürü yoktur, ataerkil bir düzende yetişmiştir.
59-Yörüğün harmanı olmaz; işin tüm gereklerini yapmaz, sonuna kadar sabırla beklemez, azmedip zorluklara dayanmaz.
60-Yörükten zengin olmaz, eline para geçerse tembelliğe başlar, para hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Daha da çok olsun diye uğraşmaz, Bana yeter der ve köşeye çekilir.
61-Yörükten Evliya; Aslında yörüklerin yapısı, duygu ve düşünce sistemleri din adamlığına uygundur. Makam, mevki, mal edinme hırsından uzak sakin kendi halinde insanlardır. Allah’ın rahmetinin geniş olduğuna kendilerinin kusurlarını hoş görüp, eksik ibadetlerini affedeceğine inanırlar.
62-Akrabalarına tutkun, düşkün değildir. Diğer akrabalarına göre zengin veya yetkili olunca; fakir ve işsizleri etrafıma toplayayım, onlara yardım edeyim, faydalı olayım, yol göstereyim de; okusun, iş meslek, mal mülk sahibi olsun demez. Yardım için gelenlerle de ilgilenmez, akrabalarından kaçar.
63-Yörüklerin hayvansal ürünlerle ilgili düşüncesi; "Keçinin peyniri, Koyunun yoğurdu. İneğin yağı, Camızın kaymağı makbuldür." "Koyunun kellesi, Keçinin ciğeri iyidir".
64-"Ardıcın Közü, Yörüğün sözü olmaz" Bunu. köylüler yörükleri kötülemek için söylemişlerdir. Genelleme yanlıştır, Çoğunluğu sözünün eridir.
65-Yörükler, düşünce ve davranış açısından;şekilcilik ,siyasi, İslamcılıktan, tarikatcılıktan daha çok ; ılımlı Laik, hoşgörülü İslamcılığa yakındır.
 

 

 
GÜNCEL MENÜ
 

manşetler

ismail DMRKN
 
 
 
Bugün 20 ziyaretçi (28 kli





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

GAM YÜKLERİ İLE YÜKÜMÜZ TUTTUK

Aşık ÖMERden

Gam yükleri ile yükümüz tuttuk
Hicran katarının kervanıyız biz
Feleğin ağusun aşında bulduk
Mihnet tekkesinin mihmanıyız biz

Hakikat yolunu tutmuş gideriz
Kemlik edenlere iy'lik ederiz
Hazret-i Hüda'nın emrin tutarız
Rah-ı hakikatın rehvanıyız biz

Ey Ömer aşk ile irfan yoluyuz
Serv-i tubaların servi dalıyız
Bizi sevenlerin biz de kuluyuz
Sevmiyenin şah ü hakanıyız biz

Bağrıma Ekin Tohum

Bağrıma ekin tohum
Yeşersin sakin ruhum


Milyonlarca yıl ben de
Yemyeşildim mutluydum
Canlılar gezdi tende
Sevgiliydim kutluydum


Bana ekseniz tohum
Gülümser temiz ruhuım


Ağaçlıydım ev oldum
Dallarım kuşa yuva
Sincaplara üst yoldum
Şen şakraktı dağ ova


Hasretim verin tohum
Murada ersin ruhum


Sel götürmesin beni
Sular şarkı söylesin
Yel üfürmesin emi
Çiçeklerle söyleşin


Bir kazma ve bir tohum
Sabırsız bekler ruhum

11.Şubat 2008

Mevlüt Yanar



Erişilmez

Bir erişilmeze duyulan özlem
Ruhları ateşte tava getirir
Dünya avucunda hükümdar olur
Belki mevlasına çabuk yetirir

Mevlüt Yanar

HADİM ADININ KÖKENİ
Hadim adını Keykubad’ın valisi Kamerüddin Hadim Bey den almıştır. (Büyük Sultan Alaaddin Keykubad Hadim Ermenek üzerinden Silifke’ye ordu yürütüp bölgeyi Ermenilerden temizleyince Kamerüddin Hadim Lala yı yöreye yönetici yapmış, onun başarılı yönetimi bahsedilen yerlerin Hadimeli olarak adlandırılmasını sağlamıştır.

Konuyla ilgili makalem Hadimin sesi gazetesinde 1994 te yayımlanmıştı. Bu konuda ipucu bilgileri Prof Osman Turan ın “Selçuklular Zamanında Türkiye” adlı eserinde bulunmaktadır.) Selçuklu sonrası Hadim İli Karaman Beyliğinin vatanı olunca İklim-i Karamanın bir parçası olmuş ve önemini yitirmiştir. Ancak idari birim olarak Merkezi bazen Pillonda (Taşkent-Pirlerkondu-Philedelfia…), bazen Hadim olmak üzere varlığını sürdürmüştür. 18.Yüzyılda Ebu Said Muhammed Hadimi’nin ülke çapında bilim ve tasavvuf adamı olarak ünlenmesi Hadim’i de Osmanlı Ülkesinde hatırı sayılır konuma yükseltmiştir. Zaman zaman Karaman ilçesine bağlanan Hadim 1926 da Hakettiği ilçelik ünvanını tekrar kazanmıştır.

http://www.gezlevi.com/2014/01/hadim-adinin-kokeni-hadim-nedir-nedemek/
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=