DEVRENT--- Taih Olacak Tarihi DuvarYeni sayfanın başlığı
     iletişim
     Gezlevi'de Kullanılan Farklı Kelimeler
     Gezlevi Tarihi ve Coğrafyası
     Mevlüt Yanar Şiirleri
     Oğuzname ve Gezlevi'de Bu gün Kullanılan Atasözleri
     Sağlık-Beslenme Sayfası
     M Yanar Hikayeleri
     Aşık Ömer
     Büyük Şairlerden
     Molla Mustafa,Sadrettin Kütükçü,Helim Mehmet,S.Kılınçer
     Nüfus
     iki İdam İki Şehit
     Gezlevi İçin Gerekli
     Bağcılık
     Laiklikle İlgili Düşünceler
     SEÇİM-MAHALLİ İDARELER
     Mantarlar
     KİRAZ HAK: HERŞEY
     Aladağ-Yerköprü
     Toktamış ATEŞ
     sosyal devlet
     Nürnberg'i Hatırladım
     coğrafya soruları
     Gezlevi'de Eski Ramazanlar
     fakılar-holuslar
     Denizden Yaylalara
     KOP ve Karayolu Yatırımlarında Durum
     M.Kemal Kronolojisi
     Kürt Meselesine Newsweek Yaklaşımı
     Zorunlu Askerlik
     Kahramanlar-Kitap
     M. Kemal, Milli Mücadele’ye niye daha geç katılıyor?
     Anasayfa Aktarmaları
     Almanca Cevaplar
     inşaat davaları
     Mahkeme Dilekçe Örnekleri
     Mehmet Acar-Yatırımlar
     Kınalıade Ali
     HZ İSA nın Vefatı
     Kamulaştırma Kanunu
     KURU KİRAZ
     yörük
     Yörük 2
     yörük 3
     yörük 4
     Yörük İskanı
     gezlevi tarihine ilave
     Hadim Meteorolojik Verileri
     19 Mayıs ABD Askeri
     Ermeni katliamı
     Milletvekili Maaş Kıyaslaması
     bel kayması
     Saanen Keçileri
     Irbık Ülüğü hikaye
     Anasayfa Aktarması mart 2012
     anasayfa Aktarma mart 2012
     astım
     M. Kemalin 24 Nisan Meclis açış konuşması
     Aydınlı Aşireti Özelliklerinden
     SULAMA PROJESİ
     Thresi-Yasemin
     sarıçavuş
     Kalorifer
     Eğri Göl-Hasan SayındanYeni sayfanın başlığı
     Molla Mustafa
     Vefat Şiirleri
     Orhan Deresi
     19 0cak anasayfa aktarması 2015
     ilgili siteler
     Her Yönüyle Korualan---Bilal Erdek
     Anasayfa aktarmaları haziran 2016
     Dilekçe örneği
     vazgeçme
     temmuz 2016 anasayfası
     FRANSIZCA..ÇALIŞMALARIM
     Rusça Çalışmaları...Ya izuçayu russki yazık
     Bozkır Barajı...Gökdere
     İnsani Gelişme Endeksine ...ülkeler
     Gezlevi'li Ali Efe.... Yüzbaşılardan
     5.6.2017 Anasayfa akatarması
     Anket Yapalım
     Link listesi
     Sayaç
     bebrikya
     mustafa özlem
     ıinsani gelişme basamakları
     ŞİİR ÇALIŞMALARI
     HADİMİ

Kaynak gösterilmeden siteden alıntı yapılamaz.


KULYANAR - yörük


 
  Yörük Tarihi

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 
l- YÖRÜK ADI :
Yörük kelimesi, yürümek fiilinden  türetilmiş  bir isim, sıfat  "yürüyen"  anlamındadır. Bazı yörelerimizde halk "yürü" yerine "yörü" kelimesini kullanmıştır. Türk Sanat Müziğinde: bir usül adı “Aksak Yürük Semaidir’’. Yörük ve yürük kelimelerinin Arapça yazılışı aynıdır. Aslında Arapça da “ö” harfi harekesi, işareti ve okunuş biçimi yoktur.
Orta Asya’daki Altay Dağlarından Anadolu’daki Toros Dağlarına  kadar yürüdükleri için bu  göçebe Türk  boyuna "yürük” denmiş olabilir.
Halk arasında dağlarda göçebe olarak koyun, keçi, deve besleyenlere "yörük" denmekte, bilgisiz ve ilgisiz yörüklerde bu yanlış tanımlama doğrultusunda kendilerine asılları sorulduğunda  "eskiden yürüktük, şimdi yörüklüğü bıraktık” demektedirler.
Yörükler, köye, kasabaya değil, merkeze bile yerleşse, koyun, keçi, deve değil kafeste kuş  bile beslemese, yaylaya  turizm amacıyla bile gitmese yine yörüktür.
Örnek: Kendileri unutsa  komşuları bilir ve söyler. İlkokula giderken yerleştiğimiz ilçenin mahallesinde Balkan Göçmeni, Türkmen,Bekdik ve Afşar komşularımız vardı. Mahallede bizimle birlikte üç yörük aile yaşıyordu. Komşularımız birine bir yer tarif ederken "İşte şu yörüklerin bahçesinin karşısındaki ev”, mahallede kapı önünde oturup sohbet ederken "Duydunuz mu yörüklerin çocuğu  suya düşmüş","Yörüklerin evi yanmış" gibi konuşmalarla kendilerini yörüklerden farklı görürlerdi. Çocukları da bu tür konular evde konuşuluyor ki bizi kızdırmak için "Meyvenin kötüsü erik, insanın kötüsü yörük", "Yörük yörük yürüdü, kıllı deriyi sürüdü" diye sataşırlardı.
Marmara, Ege, Batı ve Orta Akdeniz’de yörük olarak adlandırılan bu Türk Boyu mensuplarına Doğu Akdeniz’de (Adana, Hatay, Gaziantep ve Kahramanmaraş) "AYDINLI" denilmektedir. Aydınoğulları Beyliğine mensup  veya Aydın yöresinden gelen anlamına kullanılmaktadır. (bkz:1,5,79)
Yörük ismi yaylaya çıkmakla veya hayvan beslemekle alınmaz. Köye, şehre yerleşip çiftçilik, esnaflık yapmak veya memur, işçi olmakla da yörüklükten  çıkılmaz.Yörük adı Kazak, Tatar gibi bir Türk Boy ismidir.  Yaylalara çıkıp, hayvan beslemelerine rağmen niçin Kürt ve Lazlara yörük denmiyor?
 
2- YÜRÜKLERİN TARİHÇESİ
a)Yörüklerin Kökeni ve Diğer Türk  Boylarıyla İlgisi
Yörükler ırken bir Turan kavmi olup Türk’tür. Dili de Altay dil   grubundan Türkçe’dir. Günümüzdeki Uygur ve Hakas lehçe ve şivesine çok yakın bir Türkçe ile konuşurlar. Yörükler Doğu Göktürklerinin bir kolu ve Uygur, Kazak, Kırgız ve Türkmen gibi bir Türk boyudur. 745 yılına  kadar Orhon, Altay, Tanrı, Sayan ve Aladağlarda Göktürklerin kurucu ve asli unsuru olarak göçebe yaşadılar. Göktürk (Kutluk) hakimiyetine son vermesi üzerine Uygurlara tabi oldular.Çin ve Moğol saldırılarıyla iyice zayıflayan Uygur Devletine Kırgızlar 840 yılında son verdi. (bkz: 43)
Yörükler bundan sonra Karahanlı (932-1212), Büyük Selçuklu (1040-1157) ve Harzemşahlar (1157-1231) hakimiyetine girdi. Moğolların, Karahanlı ve Harzemşahlar devletine son vermesi üzerine de Hunlarla başlayan, 9. yy'dan sonra canlanan, Büyük Selçuklularla bilinçli şekilde organize edilip sürdürülen, Moğol zulmü sonucu hızlanan büyük göçe Yürüklerde katılarak Anadolu’ya  geldiler.
Orta Asya’da 1930'lara kadar nüfusunun çoğunluğu göçebe hayvancılık yapan Türk Halkları; Kırgız, Kazak, Türkmenler ve ayrıca İran'daki Kaşgaylar’dır. Diğer Türk halkları da büyük ve küçükbaş hayvancılık yapmakta ise de bunlar (Örneğin; Balkar, Tatar, Özbek ve Uygurlar)göçebe değildir. Saha (Yakut) Türkleri de yarı göçebe şekilde bir hayat sürdürerek Rengeyiği beslemektedirler.
9. Yüzyılda Balkanlara gelen Peçenek, Kuman, Tatar, Kıpçak, Uz ve daha sonra Evladı Fatihan olarak adlandırılacak olan Karlukların yörüklerle ilgisi olabilir. Bu Türk boyları Bizans, Macar ve Slavlarla savaşmış ancak kendi aralarında da anlaşıp bütünleşemedikleri için kalıcı bir devlet kuramamışlardır. Bu Türkler, Bizans Ordusunda paralı askerlik yapmış ancak  1071 Malazgirt Savaşında Selçuklu Ordusunun Türk olduğunu anlayınca  Alparslan’ın tarafına geçerek savaşın kaderini değiştirmişlerdir. Bizanslılar bu Türk Boylarının bir bölümünü Anadolu’nun bazı yerlerine (Örneğin: Toroslar ve Çukurova’ya) yerleştirmişlerdir. Uzlar sayıları çok az olsa da (200 bin) Gagauz olarak bugün Moldavya’da yaşamaktadırlar. Balkanlarda Boşnak olarak varlıklarını sürdürenler; Peçenek, Pomaklâr (yardımcı anlamında) ise Kuman-Kıpçak Türklerinin torunlarıdır. Pomak ve Boşnaklara karşı gösterilen Slav düşmanlığının altında Müslümanlıkla beraber bu Türk kökenlilikte yatmaktadır. Sırp lideri de Boşnakların Slav değil, Türk asıllı olduklarını açıklamıştır. Boşnakların mezar taşlarında ayyıldız vardır. Kuzey Kafkasya’daki Balkarların da mezar taşları aynıdır. Boşnak ve Pomakların tamamı Müslüman, Sünni ve Hanefi mezhebindendir. Türkçe bilip konuşamadıkları itirazı ise yeterli bir delil değildir. (Slav, Kuman, Kıpçak, Oğuz, Nogay ve Arapça karışımı bir dil kullanıyorlar) Amerika ve Almanya’da da doğup büyüyen Türk asıllı ailelerin çocuklarının bir kısmı da hiç Türkçe bilmemektedir. Hatta 1918’de bizden ayrılan Suriye’deki Türklerin okuyan gençlerinin çoğunluğu da (Müslüman olmasına rağmen Suriye’nin uyguladığı Araplaştırma politikası sonucu) Türkçe bilmemektedir. Bu ülkelerdeki Türkler azınlık olmaları ve T.C. Hükümetlerinin ilgisizliği sonucu uygulanan aşırı, kültürel, dini (mezhepçilik), ekonomik hatta-siyasi (Türk  düşmanlığı) baskı neticesi milli benliklerini gereğince koruyamamıştır.
Diğer bir itiraz ise Boşnak ve Pomakların sarışınlığı konusudur. Yeri gelmişken bir yanlışı daha açmakta yarar vardır. Tatarların, Moğollarla bir benzerliği yoktur. Timur'unda Tatarlarla ilgisi yoktur. Tatarlar özbeöz Türk’tür. Hatta Türkiye’de milliyetçi, Turancı, Türkçü fikir hayatının doğmasını sağlayanlar Kazan, Kırım Tatar ve Başkırt aydınlarıdır. Söylenenin ve sanılanın aksine günümüzdeki 48 Türk grubundan sadece Azeri, Abdal, Kazak, Kırgız, Mesket, Türkmen, Yakut gibi on kadargrupesmerdir. (Bir boyunda tamamı bir renk olmayıp, kendi içinde farklılık gösterebilir) Kazan  Tatarları, Sarı Türkişler, Sarı Uygurlar, Kumanlar, Peçenekler, Çuvaşlar, Tuvalar, Hakaslar ve Sarı Keçili Yörükleri sarışındır. Diğer Türk grupları ise kumraldır.
b) Orta Asya’dan  Anadolu’ya Göç
Yörükler, Göktürk (Kutluk) Devletinin asli unsurlarından olarak Altay ve Tanrı dağlarında uzun süre huzur içinde yaşadı. Bu bölgede Kazak, Kırgız ve Moğollarda tamamen göçebe olarak yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyordu. Afşar ve Türkmenler ise genellikle yarı göçebe idi; Seyhun, Ceyhun nehirleri arasındaki bozkırda (Maveraünnehir) yaşıyorlardı, l. ve 2. Göktürk (Kutluk) (552-630, 682-745) Uygur, Karahanlı, B.Selçuklu ve Harzemşah hakimiyetinden sonra bölgede Moğol tehlikesi baş gösterdi. Orta Asya çok istikrarsız bir bölge idi. Sürekli devletler kuruluyor ve yıkılıyordu. Türk Hanedan ve boylarının iktidarı ele geçirmeye yönelik kardeş kavgaları bölge halklarını bezdirmişti. Asayiş iyice bozulmuş hiç huzur kalmamıştı. (bkz.39,43)
Yörükler, 940 yıllarında İslam dinine girmişlerdi. Kendilerini Sünni-Müslüman Büyük Selçuklulara yakın hissettiklerinden, onların yeni ve huzurlu yurt teklifine olumlu baktılar. 1071’den sonra İran üzerinden. Anadolu’ya Türk Boylarının göçleri başlamıştı. Bu göçler özellikle Moğolların  Harzemşahlar devletini yıkması üzerine (l23l) büyük boyut kazanarak 1300'lere, daha sonra da azalarak 1517 yılına kadar sürdü. 1187, 1232, 1244  ve 1270 yıllarındaki büyük göç dalgasıyla Orta Asya, Sibirya, İdil-Ural ve Kafkasya’dan 24 veya 48 (günümüzdeki ) Türk boyundan değişik oranlarla aileler gelerek  Anadolu’ya yerleştiler. Selçukluların, Yörükleri iskan ettiği esas bölge Aydın, Balıkesir ve Muğla yöresidir. Yörüklerin bir bölümüde Kayıhan boyuyla (Osmanlılar) birlikte Anadolu’ya gelmiş önce Ahlata (Bitlis) oradan Fırat nehrinin aşağı kısımlarına (Suriye Caber Kalesi Türk mezarı civarı) sonra  Karacadağ (Urfa) daha sonra Ankara (Haymana civarı) ve en son  olarak da Söğüt (Bilecik) çevresine yerleştiler. (bkz: 74,82).
Anadolu Selçuklu devletinin (1071-1308) Moğollar tarafından yıkılmasından sonra Anadolu 1515 yılına kadar sayıları 34 civarında olan beyliklerle yönetildi. Bu beyliklerden biri olan Osmanlılar (1299-1918) 16.yy’a doğru tüm beylikleri hakimiyetleri altına alarak, Anadolu’da birliği sağladılar.İzledikleri politika sonucunda Orta Asya ile irtibat kesildi. Toplu göçler, aile düzeyinde, sınırlı, düzensiz gelenler dışında durdu. Osmanlılar her Türk boyunun kendini diğer boylardan üstün ve daha soylu görmesi, her beyin yönetmeye hakkı olduğuna inanması, kuruluşuna  katıldığı devleti idare etme arzusunun; sürtüşme ve komşu milletlerin kışkırtmasıyla kardeş kavgasına, dolayısıyla Türk devletlerinin kısa ömürlü olmasına (Tarihte 104-150 Türk Devleti kurulmuş ve çoğunu da yine Türkler yıkmıştır.) neden olduğunu gördüler. Fatih Sultan Mehmet kılıç hakkına dayalı olarak yönetime gelme geleneğini değiştirdi. Devlette kalıcılığı sağlayan bürokrasiyi kurdu. Kabileci duyguları olan Türkleri yönetimden uzaklaştırdı. Yönetimin kardeşler arasında bölüşülmesini ve kardeşlerin iktidar kavgasını yasa çıkararak önledi. Subay ve memuriyet görevlerine kişiler; Türklerin  dışındaki  genellikle devşirme sistemiyle, başta Slav olmak üzere Ermeni, Rum gibi diğer etnik gruplardan alındı. 2.Abdülhamit zamanında bile süvariler Çerkez, muhafız alayı Arnavut, Hamîdiye Alayları ise Kürttü. (Ancak Kürt Aşiret Alayları sadece iç isyanların "Doğuve Çukurova" bastırılmasında görev yapmışlardır. 1877-78 Kafkas-93 harbine çok azı katılmış, Osmanlıların yenileceğini anlayınca da Gazi Ahmet Muhtar Paşa Kuvvetlerinden ayrılarak Ruslarla anlaşma yoluna gitmişlerdir. Osmanlı ordusuna vermedikleri buğday ve odunu Ruslara satmışlardır.)
1453’den 1920’ye kadar sadrazamlık makamına getirilenlerden sadece ikisi Türk’tür. Üst kademe bürokrat yetiştiren Enderun’a son zamana kadar Türk öğrenci alınmamıştır. Osmanlıların uzun süren bu yönetiminde birçok paşa ve vezir görevden alınmış, malına el konulmuş hatta boynu vurulmuş ancak uygulanan atamaya dayalı bürokrasi sistemi nedeniyle maktul vezirin hakkını savunan bir grup çıkmamıştır. Diğer yandan devletin kurucu ve asli unsuru olan Türkler pasifize edilme neticesi toplumdaki itibar ve etkinlikleri yanında zamanla ekonomik güçlerini de kaybettiler. Yetkililerde devlet imkanlarını kendi ırkdaşlarına sundu. Türkler ise sudan çıkmış balık misali fakirleştiler, cahil kaldılar öyle ki devlet kayıtlarına  "Etrakı bi İtrak: Düşüncesiz Türk” olarak geçtiler. Türklük duygusu taşımak, çocuklarına Türkçe ad vermek utanılacak bir davranış, hatta suç ve günah (putperest ismi diye), Türk sözü de cahil, kaba anlamına kullanıldı. Şeyh ve hocaların yanlış, kasıtlı yorum ve görüşleri sonucu Türklerin adları hep Arap ismi oldu. Hatta Türkçe’miz dahi Araplaşarak % 30 oranında Arapça kelimelerle doldu.
c)   Yörüklerin Anadolu’daki Yerleşim Yerleri (bkz: 8, 18, 65, 113)
Selçuklular, Orta Asya’dan göçle gelen Türkleri; meşguliyetlerine uygun olan yerlere (Örneğin: Esnaf ve sanatkarları şehirlere, çiftçileri ovaya, bahçe tarımı yapanları dere kenarlarına) ve genelde de boy olarak topluca yerleştiriyordu veya bir bölgeyi fetheden komutana orasını tahsis edip, boyunu da buraya iskan ediyor, İçişlerinde geniş yetki ve serbesti tanıyarak bu  beyi, bölgenin yöneticisi ve uç beyi olarak görevlendiriyordu.
Yörüklerin  Yerleştirildikleri Yöreler:
1- Aydın Beyliği’nin Kurulduğu (1320-1390) Aydın ve Çevresi.
2- Osmanlı Beyliği’nin Kurulduğu Bilecik,  Bursa çevresi.
3- Karasi Beyliği’nin Kurulduğu Balıkesir, Çanakkale çevresi .
4- Saruhanlı Beyliği’nin Kurulduğu Manisa çevresi.
5- Germiyanlı  Beyliği’nin  Kurulduğu Kütahya çevresi.
6- İnançoğulları Beyliği’nin  Kurulduğu Denizli çevresi.
7- Karaman-Karamanlı  Beyliği’nin  Kurulduğu Karaman, Konya, Mersin 
 çevresi.
8- Tekeli-Teke  Beyliği’nin  Kurulduğu Antalya çevresi.
9- Hamit Beyliği’nin  Kurulduğu Isparta, Burdur Çevresi 
10- Menteşe Beyliği’nin Kurulduğu Muğla çevresi.
11- Ramazanoğlu Beyliği’nin Kurulduğu Adana çevresi.
12- Dulkadirli  Beyliği’nin  Kurulduğu KahramanMaraş çevresi.
13- Kozan  Beyliği’nin Kurulduğu Kozan Çevresi
Yörükler bu beyliklere kurucu veya asli unsur olarak katılmıştır. Yörüklerin Anadolu’ya ilk geldiklerinde yoğun olarak yerleştirilip yaşadıkları ilk bölge Aydın, Balıkesir ve Muğla çevresidir. Osmanlılar, 1700-1880 yıllarında dış yenilgilerle devlet düzeninin sarsılması, otorite boşluğu özellikle vergi ve yargıdaki haksızlıklar, eşkiyalığın yaygınlaşması, yöneticilerin rüşvet ve haraç almaları, aşırı vergi ve uzun süreli (4-10 yıl gibi) askere almak amacıyla halka baskı ve zulmünü arttırmasıyla başlayan iç isyanları önlemek ve bastırmak için alınan tedbirler sırasında Yörük Obalarını da parçalayıp onlu-yirmili çadır grupları halinde başka bölgelere dağıttı. Adana, KahramanMaraş, Hatay ve Gaziantep taraflarında Yürüklere "AYDINLI" denilmesinin  nedeni  budur.
 
3. YÖRÜKLERİN YAŞANTISI: (bkz: 15,17,18)
a) Orta Asya, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’sinde Yörükler:
Yörükler; Sayan, Altay, Tanrı ve Aladağlarda tamamen göçebe bir hayat sürmekte idiler. Yazları yaylalarda sürülerini otlatırlar, kışları ise vadi, nehir, göl kenarları veya orman içlerinde kışlarlardı. Otlatmakta oldukları sürülerin çoğunluğu küçük yapılı koyun (Akkaraman) olmakla beraber keçi (karakıl keçi, tiftik keçisi ve melez keçi), deve, eşek ve çok az sayıda inek, meliz(balarısı) ve atları vardı. (At genelde bozkır hayvanı olup dağlara uygun değildi.)Yörük aileleri geniş olup dede, baba, çocuk, torun ve kardeşlerden oluşan obalar halinde ve yün çadırlarda kalırlardı. Anadolu’ya geldiklerinde bura halklarının, Ege ve Akdeniz’de yöreye uyumlu, hastalanmayan karadavar-kılkeçi beslediklerini ve bu keçilerin kıllarından dokunan kıl çadırlarda kaldıklarını gördüler. Yağmuru fazla geçirmeyen, keçeden daha hafif ve kullanışlı, taşıması kolay bu kıl çadırlardan kullanmaya başladılar.
Her yörük obasının fermanla tahsisli, kendi yurdu (yaylak ve kışlağı) vardı. Nisan sonundan Eylül sonuna kadar yaylalarda dolaşır ve genellikle de ayda bir, çevrede davarın yayılacağı otlar kalmadığından başka bir yurduna göçerdi. Yörükler yazın batı ve orta Torosların; Bey, Aladağ, Bolkar, Binboğa dağlarına... Isparta, Burdur, Afyon, Konya, Karaman, Kayseri, Kahramanmaraş illerindeki Söbüceova, Aktaş, Sandıcak, Tozlu, Karagöl, Bolkar Bozoğlan gibi yaylalara çıkarak hayvanlarını otlatmakta, koyun ve keçilerden sağdığı sütlerden peynir üretmekte, kışları ise Fethiye, Kemer, Silifke, Çukurova, Dörtyola inerek kış mevsimini sahilde geçirmekteydiler. Ege ve Akdeniz sahillerine kışları kar yağmadığından hayvanların yayılabileceği otlar bulunabiliyordu.
Yörüklerin başında bir bey bulunur, beylikte babadan oğla geçerdi. Ancak bey başına buyruk hareket edemez; oba meclisini toplar, konuyu görüşür, tartışır bir oylamayla karara varırlardı. Sayıları pek fazla olmayan, okumuş kişilere itibar edilir. Bey dahi onun sözüne değer verir, yaşlılar ve din adamları da çok saygı görürdü. Yörükler, ürettiği; yapağı, süt ürünleri (yağ, tulum peyniri, lor, çökelek, dolaz, yoğurt), kısır ve erkek davarları satar,asli yiyeceği olan un, tuz, kırmızı biber, bulgur, dövme ve kuru yiyecekler (yemişler) alırdı. Selçuklular, Yörükleri Aydın, Balıkesir, Muğla, Antalya yöresine yerleştirmişti. Osmanlılar ise Balkanlarda yeni fethedilen Yunanistan, Bulgaristan  ve Yugoslavya’ya yerleştirdiler. Kıbrıs fethedilînce bazı Yörük obaları Kıbrıs’a iskan edildi. Osmanlıların fetih hareketlerinin durması, devletin gerilemesi ve 1620 yılından sonra genellikle savaşlarda (savunma amaçlı) yenilmeleri nedeniyle devlet bütçesi açık vermeye başladı. Osmanlı hem vergi almak hem de düzenli çalışmayan devşirme (yeniçeri) ve Tımar (Sipahi) asker yetiştirme sistemlerinin karşılayamadığı asker ihtiyacını sağlamak için yörükleri çeşitli defalar zorunlu iskana tabi tuttu. Yörükler bazen direndi, çatışmalar oldu. (Örneğin; Çukurova’da Afşarlar, Ceritler gibi yöredeki Türk boy  ve  Obalarının katıldığı ayaklanma Derviş Paşa  tarafından  bastırılıp küçük gruplar halinde iç Anadolu taraflarına dağıtıldılar.
Osmanlıyı yöneten üst kademe bürokratlar Türk değildi. Yöneticiler kendi milletini kolladı. Yönetimde kurucu unsuruz diye hak iddia eder, görevden alındığında akrabaları başkaldırır korkusuyla Türkler memuriyete  alınmadı. Osmanlının anlayış, hoşgörü ilgi ve hizmeti  hep Türkler dışındaki milletlere oldu. Devlet Kavmi-Necip diye Arapları askere almıyordu. Yezidi, Ermeni (Tebayı  Sadıka), Rum (Tebayi Şahane)  ve Yahudîleri de "Gayri Müslîm" bizim için  savaşmaz diye askere almıyordu. Kürtler içişlerinde serbest bırakılmış, beyler vergi vermiş, halkı da askere  alınmamıştı. Devlet üst yönetimi gayri Türk unsur ve dönmelerden oluşturulmuş, bunlarda dış devletlerin yardım, baskı ve ilgilerinin sağlanmasında ve kendi milletlerinin Osmanlıdan bağımsız olmasında büyük rol oynamışlardır. (bkz:49) Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya ve Arapların (özellikle Bulgar, Hicaz, Şam ve Yunanistan) bağımsızlık hareketleri incelenirse daha iyi anlaşılacaktır. Sözün kısası askere alınan ve niçin savaştığını ve yenildiğini bile bilemeden sürekli cephelerde ölenlerin (Birinci Dünya savaşında 2,5 milyon asker) çoğu Türklerdi. Yörüklerin gelirleri düzensiz ve yetersiz olduğundan şehirliler gibi bedel ödeyip askerlikten de kurtulamıyorlardı. (Yörükler kendilerine çıkarılan beş liralık yol vergisini ödeyemediklerinden günlerce bizzat yol inşaatında çalışmışlardır) O sırada satlıcan hapı bir lira, sıtma hapı 50 kuruşa, bir keçide iki hap fiyatına  satılıyormuş.
Osmanlıların çeşitli dönemlerinde medreseye gidenler ve burayı bitirenler (molla) askerlikten muaf tutuluyordu. Ancak Çift Bozan Akçesi gibi bir vergi nedeniyle herkes atasının yaptığı işe devam etmek zorunda kalıyordu. Başka bir iş yapmak veya şehre gitmek için izin almak, vergi vermek, loncaya girmek, işyeri açmak için Ahi ocakların da çırak, kalfa eğitiminden geçerek usta belgesi almak gerekiyordu. Bu katı ve plancı, kuralcı objektif olmayan (İnsanların takdirine bağlı, kötüye kullanılması kolay, rüşvete açık, rekabete, yarışmaya gelişme ve değişime kapalı, yeniliklere karşı ve tutucu olması nedeniyle Osmanlıların sanayileşip, gelişmesini engellemiş, yıkılma nedenlerinden biri olmuş.) Sistemden Yörük çocuklarının yararlanmaları da belirli bir yerleri olmayıp sürekli gezdiklerinden mümkün değildi. Yürüklerin okur yazar oranı Osmanlı döneminde % 2 oranını geçememiştir. Yörükler okumayıp, devlet hizmetine de giremediklerinden (memuriyete) haklarını savunamamış genellikle mağdur olmuş, zarar görmüşlerdir. Zaptiye ve Adliye genelde Eşrafın,  güçlünün yanında olmuştur. (Adaletsizlik yoktu da niçin Osmanlı Devleti yıkıldı?)
Et ihtiyacının ucuz ve düzenli karşılanması için (Şimdi Yörüklerin yaylak-kışlak sistemi çalışmadığından et fiyatları fakir ve orta sınıfın alım güçlerini çok aştı.) Devlet  yörüklere yaylak ve kışlaklar tahsis etmiş ama Kanuni ve Yavuz Sultan Selim'in çıkardığı  kanunnameler ile  besledikleri hayvan sayısınca bölgenin tımar sahibine yaylak ve kışlak vergisi vermeyi zorunlu tutmuştur. Yavuz Kanunnamesi çok katı olup; kışlakta kayda alınan koyun sayısı ölüm veya satış nedeniyle azalsa dahi yaylak içinde aynı sayıda vergi ödeyecek. Yörük yaylak ve kışlakta birisiyle anlaşarak koyununu satamayacak, satmak istiyorsa şehre götürecek, pazara sokacak resmi görevlinin belirleyeceği fiyattan satabilecek. Bazı padişahlar ise fermanla bu vergiyi azalttı, yörükleri askere almadı. Vergiden askerlikten kaçmak veya iskandan yararlanmak isteyen bazı etnik ve dini gruplarda bu dönemlerde kendilerinin de yörük olduğunu iddia ettiler. (Tıpkı bazı kişi veya grupların kendilerinin Seyyit, Şıh, Dede olduğunu yani Peygamber soyundan geldiğini ileri sürüp; hem toplumda saygın bir yer sağlamak hem de askerlik ve vergiden muaf tutulmak amacını taşıdıkları gibi.)
2. Abdulhamit zamanında Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa Yörükleri zorunlu iskana tabi tuttu. Onlara ücretsiz arazi verdi. (Ancak traktör, biçer yok, ihracat hatta yol bile yok. Ürünü başka bir yere götürüp satamıyorsun, Yüklü arazi ve ürün vergisi nedeniyle çiftçilikte, karın tokluğuna yapılan bir iş olmuştu.) Ev yapmalarını, çiftçiliği teşvik etti. Çadırda oturmayı yasakladı. Bu tedbirler hayvan sayılarının azalmasına, verimin düşmesine ve maliyetin artmasına (hayvanların merada otlatılmayıp yem, saman verilip ahır besiciliği yapılmasıyla) neden oldu. Maliyetlerin artmasına rağmen et fiyatları narh (resmi fiyat) belirlenmesi nedeniyle sabit kaldı. Bu da hayvan besleyenlerin besi sayısını  indirmesine ve gelirlerinin azalmasına ve fakirleşmesine sebep oldu.
b) Yörüklerin Göçebe Hayvancılığı Bırakarak Yerleşik  Hayata Geçme nedenleri:
Yürüklerin yaşamı, içinde bulundukları doğal ortam nedeniyle çok zordu. Medeniyetin (uygarlığın) imkanlarının hiçbirinden yararlanamıyorlardı. Yol, musluk suyu, banyo, sıcak  su, elektrik, araba, ev, tv, radyo, fırın, gazocağı, hastane, doktor gibi... Tüm eşyaları; çadır, kilim, keçe, yorgan, döşek, çuval, tava, tencere, kazan, leğen, kaşık, tabak gibi gereçlerden ibaretti. Doğayla iç içe:, yüzü karartan, dudağı çatlatan, elleri ayakları donduran yayla güneşi, havası, ayazı, yağmuru, karı, dolusu, sisi...., ama yine de mutluydular. Atalarından böyle gördükleri ve kıyaslayacakları özenecekleri başka bir yaşam biçimini de bilmediklerinden.
Yeni kurulan Cumhuriyet idaresiyle birlikte Türkiye’de bazı şeyler değişmeye başladı. Zaten I.Dünya ve istiklal savaşında Yörüklerden cepheye asker göndermeyen ve şehit vermeyen aile kalmamış, dirlik ve düzenleri bozulmuş, taşlar yerinden oynamıştı. Savaştan geriye dönenlerinde dünyaya bakış açıları artık farklıydı. Yenilmişlik, sahipsizlik, yılgınlık duygusu, yokluk, açlık, ödenemeyecek boyuttaki vergiler halkı yönetimden soğutmuştu. Devlet hiç birşey vermiyor, eşkiyaya karşı mücadele ederek asli ve birinci görevi olan halkın can, mal, ırz güvenliğini dahi sağlamıyor, (1800 yılından 1923 yılına kadar eşkiyalık düzeni amansızca sürmüştür.) ama bitmeyen savaşlar için asker, bürokratların saltanatlı yaşamı için gereken para vergi diye (neredeyse malın yarısı) alınıyordu. (İstanbul boğazı ve haliçteki saray ve köşkler Osmanlının yükseliş değil, gerileme ve çöküş döneminde cephedeki askerin yiyecek ve mühimmatından kesilen paralarla yapılmıştır.)
Cumhuriyet Hükümeti aşar (Tarımdan alınan ondabirlik vergi) ve koyun vergisini kaldırdı. Mübadeleyle Yunanistan’a gönderilen Rumlardan boşalan evlere bazı yerlerde o civarda bulunan göçebe yürükler yerleştirildi. Yörükler ilk defa köye, kasabaya iskanın, evde yaşamanın lüksünü yaşadılar. İlköğretim seferberliği başlatıldı, Yörük çocuklarının çoğunluğu okulla tanıştı. Soyadı Kanunu çıktı, çoğunluğu ilk defa nüfusa kaydedildi. Babaları ölen veya evlenen kardeşlere ayrı ayrı soyadı verildi. Devletin yeniden kurulup işletilmesiyle askerliği herkes yapar oldu, askerlikte bilmeyen gençlere okuma yazma öğretildi. Yörüklerde askerlik yaparken otomobili, şehir hayatını, kolaylığı, rahatlığı görüp tanıdılar. Gazete ve kitaplardan kendilerinin hatta Türkiye’nin dışında bile farklı bir dünyanın olduğunu öğrendiler. Yaylanın buz gibi tatlı sulu pınarları, ardıç ve çam ağaçları, kekikleri, renk renk çiçekleri, taze koyun sütü, sündürmesi , yanıksı yoğurdu, tulum peyniri, çemeni, kavurması artık eskisi gibi gözlerine güzel görünmüyor, burunlarına tütmüyordu.  Bir şeyler değişmeye başlamıştı.
Köy Kanunu (1924) ve Soyadı Kanunu (1934) uygulaması göçebe Yörüklerin geleneksel yaşam tarzlarında büyük sarsıntı yaptı. Soyadı Kanunu uygulaması sırasında genel nüfus yazımıyla çoğunluğu hiçbir yere kaydı olmayan bu insanlar (18.yüzyıldan sonra toplum düzeni bozulmuş, başı boşluk artmış, kurallara uyulmaz olmuştu.) bulundukları yere en yakın köy nüfusuna zorunlu olarak kaydedildiler. Yörük o sırada yayladaydı (Örneğin: Burdur, Konya, Niğde ve Kayseri gibi) bulunduğu ilin bir köyüne kaydedildi, ancak kışlağı farklı bir ilin ilçesinde kaldı (Örneğin: Muğla, Antalya, Mersin, Adana gibi) veya kışlaktaydı tersi oldu.Selçuklu, Osmanlı döneminden obasına tahsis edilen yaylak ve kışlak fermanları yeni çıkarılan yasalarla geçerliliğini kaybetti. Yaylalar hangi köye yakınsa, hangi köy sınırı içinde  kaldıysa o köyün malı oldu, onun kullanımına geçti. Yaylalar, meralar devletin hüküm ve tasarrufuna alındı, Yörüklerin yayla Hakkı korunmadı. Aidiyet ve kullanım da köy sınırı esas alındı. Kanunda yayla, mera ve pınarlarla ilgili özel durum, istisnai haklar varsa saklı kalacak buralar müştereken kullanılacak deniyorsa da uygulaması sağlanamadı. Yaylak ve kışlaklar hangi köy sınırı içinde kalmışsa o köy; yörükleri mahkeme veya siyasi baskıyla verdirilen emir, yazı, men ve idare kurulu kararıyla bunlar yoksa zorbalıkla yaylaya sokmadı veya otlatma hakkı için ücret aldı. Otlatma ücreti her yıl artarak zamanla ödenemez boyuta ulaştı. Yörükten yıllık kazancı otlatma ücreti alarak istendi, kendisine de çektiği eziyetler kalıyordu. Yaylak ve kışlağa giderken koyun ve keçilerini, yol üzerinde bulunan köyler, ekili arazimize za­rar veriyor diye geçirtmediler, koyunlarına el kondu, işe jandarma, mahkeme karıştı. Eskiden mera olan yerler, traktörün, pulluğun bulunması ile tarıma açılmış iş araçlarıyla kanallar açılıp, sazlıklar bataklıklar kurutulmuş, sivrisinek gölcükleri tarla olmuştu. Baltalık kanunuyla, arazi açmak için çıkarılan yangınlarla hele orman kesim idaresinin kurulması ve orman mühendislerinin buluşu tıraşlama metoduyla ormanlar yok edildi. Yörüklerin beslediği  karakeçilerin ormanı yok ettiği asılsızdır. Toroslarda keçilerin yok ettiği bir orman alanı yoktur. Toroslarda yüzlerce yıldır ormanda keçide beraber yaşamaktadır. Doğaya insandan başka hiçbir varlık zarar vermez. Yörüklerin, sahillerde çadırlarını kurduğu hayvanlarını kışlattığı yerleri de sebze ve narenciye bahçeleri, pamuk tarlaları, turistik tesis ve yazlık siteler, kooperatif evleri doldurdu.
Yörüklerin genel yazımla nüfusa kayıt yapıldığı köyde oturup hayvancılık yapması düş





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

GAM YÜKLERİ İLE YÜKÜMÜZ TUTTUK

Aşık ÖMERden

Gam yükleri ile yükümüz tuttuk
Hicran katarının kervanıyız biz
Feleğin ağusun aşında bulduk
Mihnet tekkesinin mihmanıyız biz

Hakikat yolunu tutmuş gideriz
Kemlik edenlere iy'lik ederiz
Hazret-i Hüda'nın emrin tutarız
Rah-ı hakikatın rehvanıyız biz

Ey Ömer aşk ile irfan yoluyuz
Serv-i tubaların servi dalıyız
Bizi sevenlerin biz de kuluyuz
Sevmiyenin şah ü hakanıyız biz

Bağrıma Ekin Tohum

Bağrıma ekin tohum
Yeşersin sakin ruhum


Milyonlarca yıl ben de
Yemyeşildim mutluydum
Canlılar gezdi tende
Sevgiliydim kutluydum


Bana ekseniz tohum
Gülümser temiz ruhuım


Ağaçlıydım ev oldum
Dallarım kuşa yuva
Sincaplara üst yoldum
Şen şakraktı dağ ova


Hasretim verin tohum
Murada ersin ruhum


Sel götürmesin beni
Sular şarkı söylesin
Yel üfürmesin emi
Çiçeklerle söyleşin


Bir kazma ve bir tohum
Sabırsız bekler ruhum

11.Şubat 2008

Mevlüt Yanar



Erişilmez

Bir erişilmeze duyulan özlem
Ruhları ateşte tava getirir
Dünya avucunda hükümdar olur
Belki mevlasına çabuk yetirir

Mevlüt Yanar

HADİM ADININ KÖKENİ
Hadim adını Keykubad’ın valisi Kamerüddin Hadim Bey den almıştır. (Büyük Sultan Alaaddin Keykubad Hadim Ermenek üzerinden Silifke’ye ordu yürütüp bölgeyi Ermenilerden temizleyince Kamerüddin Hadim Lala yı yöreye yönetici yapmış, onun başarılı yönetimi bahsedilen yerlerin Hadimeli olarak adlandırılmasını sağlamıştır.

Konuyla ilgili makalem Hadimin sesi gazetesinde 1994 te yayımlanmıştı. Bu konuda ipucu bilgileri Prof Osman Turan ın “Selçuklular Zamanında Türkiye” adlı eserinde bulunmaktadır.) Selçuklu sonrası Hadim İli Karaman Beyliğinin vatanı olunca İklim-i Karamanın bir parçası olmuş ve önemini yitirmiştir. Ancak idari birim olarak Merkezi bazen Pillonda (Taşkent-Pirlerkondu-Philedelfia…), bazen Hadim olmak üzere varlığını sürdürmüştür. 18.Yüzyılda Ebu Said Muhammed Hadimi’nin ülke çapında bilim ve tasavvuf adamı olarak ünlenmesi Hadim’i de Osmanlı Ülkesinde hatırı sayılır konuma yükseltmiştir. Zaman zaman Karaman ilçesine bağlanan Hadim 1926 da Hakettiği ilçelik ünvanını tekrar kazanmıştır.

http://www.gezlevi.com/2014/01/hadim-adinin-kokeni-hadim-nedir-nedemek/
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=